Kral Kaybederse - Gülseren Budayıcıoğlu - PDF E-Kitap Oku, İndir
Kral Kaybederse – Gülseren Budayıcıoğlu

Kral Kaybederse – Gülseren Budayıcıoğlu

Lisans / Fiyat: Ücretsiz
Yıl: 2016
Eklenme: Eylül 17th, 2018
Dil: Türkçe
Sayfa: 323
Yazar: Gülseren Budayıcıoğlu

1.410 Kişi Tarafından Görüldü

Avına av olan bir avcının hikâyesi…

İnsanoğlu ilk çocukluk yıllarında yaşadıklarından çok etkilenir. Henüz tam ortaya çıkmamış bir heykel gibidir o; hayat da onu ince ince şekillendirmeye çalışan usta bir heykeltıraş… Alır eline keskiyi, usul usul oyar. Ama bazen keskiyi öyle bir savurur ki, bir parça kopuverir ve o parçayı bir daha kimse yerine koyamaz. Kendini hep dorukta görüyor ve asla aşağı düşmeyeceğini sanıyordu. Ama bir gün hayat elindeki keskiyi ona da savuruverdi ve onun da koptu yüreği…

Oysa pek çok kadının gönlüne taht kurmuş bir kraldı o… Uzun süre ne kendi inandı tahttan indiğine, ne de kadınlar. Ama bir şeylerin değiştiğini yine de ilk hisseden kadınlar oldu; ona yıllarca köle gibi itaat eden kadınlar… Psikiyatrist Dr. Gülseren Budayıcıoğlu Kral Kaybederse romanında, doruklardan aşağı inmeyeceğini sanan bir avcının avına av olup yuvarlanışını, kendini sevilmeyeceğine inandırmış mutsuz bir kadının da trajik hayatı içinde avken nasıl avcı olduğunu anlatıyor.

kitapta narsistlik derecesinde kendine hayran olan bir erkeğin kadınlarla olan iliskisi ve hayatı anlatılıyor.Doktorun hastası olan kişi yıllar içinde terapi almaya devam edince aslında çocukluğunda yaşadığı travmaların sonucu hayatının ne hale geldiği ve yasadıkları neticesinde kendi iç dünyasına yaptığı yolculuk çok güzel anlatılmıs.

Kadınları şıp diye tavlayan birkaç erkek tipi vardır.
Sonunda yanacağını bile bile kadınlar onlara kapılır.
Adamı “düzeltecek” kadının kendisi olduğuna hemen inanır.
Oysa o adamların kalbine giden haritalar çok siliktir.
Kadın ne yaparsa yapsın yolu bir türlü bulamaz.
Ne kalbe giden yolu, ne de artık çıkış yolunu…
O, bağlanmadıkça ona daha çok bağlanır.
Çoğunlukla hikayenin finalinde de sahnede sadece göz yaşları, bitmek bilmeyen aşk acısı ve kırılmış gurur kalır.
Erkek ise başka bir kadının sahnesinde oyuna çoktan başlamıştır.

“Kral Kaybederse” ise avına av olan bir avcının hikayesini anlatıyor.
Madalyon Psikiyatri Merkezi’nin kurucusu Psikiyatrist Dr. Gülseren Budayıcıoğlu, yıllardır biriktirdiği deneyimiyle, doruktan aşağı inmeyeceğini sanan bir erkeğin bir kadın yüzünden yuvarlanışını, kendini sevilmeyeceğine inandırmış mutsuz bir kadının da trajik hayatı içinde avken nasıl avcı olduğunu yazmış.
Bu kurgu değil; gerçekten yaşanmış bir hikaye.

Budayıcıoğlu, birbirlerinin hayatını –bence- mahvetmiş iki danışanının yaşamından yola çıkarak yazmış Kral Kaybederse’yi… 
Kazanova’mızı şöyle anlatıyor:
“Pek çok kadının gönlüne taht kurmuş bir kraldı o.
Uzun süre ne kendi inandı tahttan indiğine, ne de kadınlar.
Ama bir şeylerin değiştiğini yine de ilk hisseden kadınlar oldu; ona yıllarca köle gibi itaat eden kadınlar…”

Bakalım bu nasıl olmuş.
Başlıyoruz.

Kitabı okurken etik bir endişe duydum. Onların yaşadıklarını yazarken onlardan izin aldınız mı?

Bu kitabı yazarken kimseden izin almadım. Zaten biri öldü (Kenan) ve onun en büyük isteği benim bu kitabı yazmamdı. Fadi (Kenan’ın sevgilisi) ise şu an yurtdışında. Umarım Handan Hanım (Kenan’ın eşi) ve Fadi kitabı okur.

Peki, Fadi’den sonra Kenan’ı tedavi etmeniz doğru muydu? Benimle ufak sorunlar yaşayan kişilerin psikiyatrı oldukları için benim danışan olmamı kabul etmeyen üç psikiyatr var! Siz neden kabul ettiniz?

Biz genelde almamayı tercih ederiz. Tercih bana kalsaydı almazdım. Kenan’ı danışan olarak almamak için gayret ettim ama beceremedim. Kenan reddedilme korkusuyla bana gelirken bir de ben onu reddedemedim.

Fadi de, Kenan’da tesadüfen sizin danışanınız oldu. Psikiyatrik süreç boyunca Kenan’a Fadi’nin de doktoru olduğunuzu söylediniz mi?

Hayır, söylemedim.

Kitap tanıtım amaçlı ve Alıntıdır.

“KADININ, HİÇBİR KADININ YAPAMADIĞINI YAPMAK GİBİ BİR HAYALİ VARDIR”

Neden çoğu kadında arıza erkeklere aşık olma eğilimi var? Kenan gibi…

Kadın, bir erkeği seçerken iç dünyasıyla seçer. Özellikle aşk ve aşka bağlı evlilik kararları akılcıl değildir. Fakat kadının “hiçbir kadının yapamadığını yapmak” gibi bir hayali vardır. Kadının kendini kanıtlamaya ve kendine güvenmeye ihtiyacı var, erkeklerden farklı alanlarda… Fadi, o kadar aşağı yerlerden geliyor ki, ancak Kenan gibi biri onu severse kendini değerli hissedecek, kimsenin yapamadığını yapınca kendine güveni gelecek. Bu da bilinçdışından kaynaklanıyor.

“BİLİNÇDIŞI, MİT GİBİDİR”

Bilinçdışını bir yer olarak anlatsanız, nasıl bir yer olurdu?

Milli İstihbarat Teşkilatı metaforu doğru olur çünkü bilinçdışı fişler bizi. Her şeyi kaydeder; yanlış bir şey yaparsan silinmez bir kalemle, büyük harflerle yazar. İnsanlar bu anılara tahammül edemedikleri için onları buzdağının altına yani bilinçdışına iterler.

Arıza erkeklere aşık olan kadınlar aldatılacaklarını bile bile neyi kanıtlayamaya çalışıyorlar?

Kadın aldatılacağını bilir ama bambaşka mekanizmalarla kendini kanıtlamaya çalışır ve o adamı düzeltebilme ihtimaliyle iç huzurunu sağlamayı ister.

Aslında kadın iç huzurunu erkekte aramaz bence. Onu kullanarak kendi içindeki özgüven eksikliğini tamamlaya çalışır.

Haklısın. Diyelim ki Fadi, Kenan’la evlenseydi ne olurdu?

BU TİP ERKEKLER TAHTTA OTURDUKLARI SÜRECE DEĞERLİDİR”

Kenan’dan kendine koca yapsa onu tahtından indirirdi diye düşünüyorum.

Bu tip erkekler, elde edilemediği ve ona birçok kadın tarafından talep olduğu sürece yani tahtta oturdukları sürece kadın için değerlidir. Kadın, iç dünyasındaki eksiği tahttaki o adamla tamamlayabilir. Kadın, ancak iç dünyasındaki o eksiği tamamlayabilirse başka bir erkekle sağlıklı bir sevgi kurabilir ve keyifli bir ilişki yaşayabilir.

Yaygın görüşe göre bu tür ilişkilerde kullanılan kadındır; görünen düzeyde erkek cinsel olarak kadını kullanır. Oysaki kadın da adamı duygusal eksiğini tamamlamak için kullanıyor. Bu çift taraflı bir çıkar ilişkisi, değil mi?

Çok doğru. Bu nedenle de ilişkiler yürümüyor.

“ARKADAŞLIK CİNSELLİĞE KOLAYCA BAĞLANABİLİYOR”

Bağlanamayan, Kenan gibi erkekler çok sık karşımıza çıkıyor. Sevişelim hemen bitsin’cilerin bu kadar çoğalması yaşadığımız dönemle ilgili olabilir mi? Neden böyle oldular?

Başka bir kuşak doğdu. Benim kuşağımın içine doğduğundan çok farklı bir dünya yaşıyorlar. Değişen teknolojiyle birlikte insanlar, örfler ve adetler de değişti. Değişim, insan ruhunu da etkiler. Şimdi her şey, herkes için o kadar var ki. Eskiden aşk, ulaşılmadı. Hala da öyledir. Mutlaka bir ulaşılmazlık, gizem olmalı ki aşk doğabilsin. Boşanmak, kınanan ve insanları zor durumda bırakan bir olguydu. Erkeğin karısını aldatması bütün itibarı kaybettirirdi. Kadının aldatması hayal bile edilemezdi. Günümüzde herkes birbiriyle arkadaşlık edebiliyor ve bu arkadaşlık kolayca cinselliğe bağlanabiliyor. Cinsellik gizemini kaybetti. Durum böyle olunca ilişkileri sağlam tutabilmek çok zor. Yine de bunu yapabilenler var.

Bu tip erkeklerden kurtulamamak Stockholm Sendromu gibi mi?

Kadının iç dünyası erkeklerden çok farklı. Kadın hiçbir zaman saygın ve özgür olamamış. Tarih boyunca çok acı çekmiş. Bu yüzden ancak erkek önemli biri olursa, verdikleri değerli oluyor. Mazoşist bir yan var. Kadının ya suçluluk duyguları vardır ve kendini cezalandırıyordur ya da aşağılık kompleksleri vardır. Kadının her zaman duyguları daha yoğun ve karmaşıktır.


“KADER DEĞİL, KARAR”

Sürekli bu tür ilişkiler yaşayan kadınlar bu tercihlerini nasıl değiştirir? Bu kader mi?

Asla. Bu kader değil, karar.

Nasıl fark edecek bunun kader değil, karar olduğunu?

Tekrar eden motifi görerek! Buna “kader motifi” diyorum. Ama kendimizi fark ederek değiştirebileceğimiz bir motif.

GELECEKTE YAŞAYACAKLARINIZI FALCI GİBİ GÖREBİLİRSİNİZ

Motif ne demek?

Geçmişte yaşadıklarımız bir motif çıkarır ve onu tekrar tekrar örerek kocaman bir yatak örtüsü çıkarır. O motif sağlıklı değilse, hatalıysa sürekli tekrar ettiği için yatak örtüsü de hatalı olur. İnsan doğru yolu motiflerini değiştirerek bulur. Önce kendisinde ve ilişki şeklinde bir şeyleri değiştirecek ki hayatında bir şeyler değişsin. İnsan isterse gelecekte yaşayacaklarının büyük kısmını bir falcı gibi görebilir ve değiştirebilir de…

Tekrarlanan motifi fark ederek geleceği görebilir. Ama motifin ne olduğunu nasıl fark edecek?

Önlerindeki 20-30 yılda nasıl yaşayacaklarını terapistle görebilirler. Bizim ülkemizde her insanın psikoterapiste gitme şansı ne yazık ki yok. 40 yıldır bu işi yapıyorum ve öğrendiklerimi öteki tarafa götürmek istemiyorum. Psikoterapiye gidemeyen insanlar, bu kitabı okuyarak kendilerini keşfetsinler istiyorum. Bu işi dünyada ilk kez Irvin David Yalom yaptı; o örneklerini daha kısa yazar örneklerini ama ben insanların iç dünyalarındaki pek çok şeye dokunabilmek için daha edebi yazıyorum.

Motif kaç yaşında yaşadıklarımızla şekilleniyor?

İlk 6 yaşta ve ergenlikte pek çok şeyin etkisiyle bilinçdışı bir motif oluşur. Hayatın ona getirdikleri ve onun hayata verdikleriyle oluşan keskin bir motif.

“BİR KERE TERK EDİLEN HEP TERK EDİLİR”

Yani bir kere terkedilen biri, motifteki hatayı fark etmezse tüm ilişkilerinde mi terk edilir?

Birisi bir kere terk edilmişse muhtemelen hep terk edilecektir. Terk edilen, “her şeyi doğru yaptım, ona saygı gösterdim, elimden geleni yaptım ama sonuçta ben terk edildim” diye isyan eder. Sonra “Bu kişi doğru kişi değildi. Bundan sonraki ilişkimde yine aynı davranacağım ama bu sefer yürüyecek” der fakat asla yürümez. 

Neden?

İşte bu “Neden?” sorusunu kişi kendine sorabilse keşke… İnsan ruhu karmaşıktır. Doğruyu yanlışı ayırt edemez. İlişkilerde doğru sandığımız birçok şey yanlıştır. Belki doğru olduğunu düşündüğünüz şeyleri yaptığınız için terk ediliyorsunuz. Kişi önce “Ben ne yapıyorum?” diye sormalı. “Neyi değiştireceğim?” sonra gelir. Aşk ve ilişki başka türlü bir sanat. Dantel örmek, ipek elbiseyi ütülemek gibi… Fark ettiysen hep iyiler terk edilir.

Neden? Sıkıcı olabildikleri için mi?

Çünkü onlarla olmak kolaydır. 50 Lira’ya pazardan aldığınız ayakkabıyla, 5 bin Lira’ya aldığınız markalı bir ayakkabıyı evde koyduğunuz yer bile değişiktir.

İLİŞKİNİN İPİ KİMDE?

İnsanları ve ilişkileri ayakkabıya mı benzetiyorsunuz?

Durumu anlamayı kolaylaştıracak bir metafor olarak bu örneği verdim. Hepimiz kendi değerimizi kendimiz biçeriz. İnsanlar hesapları yanlış yapıyor. Güzelse ya da zenginse yeterli olacağını düşünüyor. Kral Kaybederse’deki Fadi, pazardan alınan bir ayakkabı ve kendisi de bunu kabul ediyor, kendisini öyle görüyor. Bu komplekle açığı kapatmak için durmadan hizmet ediyor ve Kenan’ı kral yapıyor. Adam da, “evdeki kadını boşayıp da bununla mı evleneceğim” diyor.

Ama Kenan’ın düşüşü de Fadi’nin elinden oluyor; Kenan, Fadi onu terk edince bir kuyuya düşüyor ve her şeyini kaybediyor. Onu terk ederek, sizin deyiminizle, pazardan alınan ayakkabıyı Kenan’ın gözünde marka ayakkabı mı yaptı yani?

Aslında yapmadı. İlişkiler de kazanmak ve kaybetmek terimlerini kullanmak zorundayız. İlişkilerde kazanan taraf olmak çok önemli çünkü kazanan isterse ilişki bitiyor, istemezse bitmiyor. Bu hikayede uzun süre ip Kenan’da. Fadi’nin onu terk etmesi tahttan inmesine neden oldu çünkü kendine olan güvenini bitirdi. Adam hayatında hiç terk edilmemiş, “O kim ki beni terk edecek” diyor.

“KADIN, ZAYIF ERKEĞİ AFFETMEZ”

Kendine güvenini yitirmesiyle başka kadınların da ona ilgisi azalıyor. Neden?

Zayıf erkeği kadın hemen fark eder ve asla affetmez, gözünü oyar.

Neden?

Kadının tarihinde yüzyıllarca kölelik vardı, yüzyıllarca kadın hayvandan sonra geldi. Oralardan buraya gelmişiz ama bugün kendimizi çok güçlü hissetsek bile kolektif bilinçdışımızda yüzyılların izi hala durur. Kadınların kendine tam olarak güvenmesi zamana bağlı. Erkekler bu zamanı çok güzel kullanmışlar ve yıllardır tahttalar, biz de aşağıda köle…
Teknoloji geliştikten sonra arada bir fark kalmadı. Şimdi kadın ve erkek eşit… Ama kadın, tüm geçmişte güçlü erkeğe sığınmak zorunda kalmış. Bu bilinçdışımızda hala yazılıdır.

E ama o zaman dominant ve kendisinden güçsüz erkeklerle birlikte olmayı tercih eden kadınları nasıl açıklayacaksınız?

Bunun temelinde mutlaka başka bir şey oluyor. Dominant bir erkekle birlikte olunca dominantlığından vazgeçmek zorunda kalacağını düşünüyor olabilir. Doğrusu akılcı bir yol… Ama kadınlar genelde güçlü erkek severler. Zayıfladığını gördüğü anda da cezasını keserler. Kenan’ın başına da bu geldi.

“BU BİR BAŞARISIZLIK ÖYKÜSÜ”

Kenan’ın hikayesi çok zenginken sonunda huzurevinde hayatını kaybeden bir adamın başarısızlık hikayesi. Ve siz 20 yıldan fazla onun terapistiydiniz. Bu sizin de başarısızlığınız sayılmaz mı?

Evet, bu bir başarısızlık öyküsü… Ben bu danışanımla 25 yıl uğraştım ve onu düştüğü çukurdan çıkaramadım. Ama psikiyatride her şeyi karşılıklı yapabilirsiniz; Kenan aslında benim onu kurtarmamı istemiyor, kendini cezalandırıyor. Bir yandan da kadınlarla ilişkilerinde kendini çok suçluyor Suçluluk duygularıyla süratle dibe düştüğünü görebiliyordum. Yüksek sesle “haklıyım” diyor ama içindeki ses, “Sen bu kadınlara çok acı çektirdin, suçlusun” diyor. Çabalarım boşa gitmemiş. Ayılmasını sağlamışım ama ben bunu çok geç öğrendim. Kitapta kendi duygularımı da açık açık yazdım.

Kral Kaybederse’de siz de psikiyatrist olarak kendi iç hesaplaşmanızı mı yaptınız?

Evet, okuyucular en çok kendimi açıkça anlatmamı ilginç buluyorlar.

Okurken sizin Kenan’a aşık olduğunuzu düşündüm.

Diğer hastalarıma çok daha yakın davranırım. Kenan’a yakın davranamadım, çok korktum. Alanında yani kadınlar konusunda çok profesyonel… Biraz yaklaşsanız ne yapacağı belli değil. Çok gösterişli biri ve belli bir yerde durmak zorunda hissediyorsunuz. Bu nedenlerle çok yakın olamadım.

YEDEKLİ YAŞAMAK İSTEYEN ERKEKLER…

Eşiniz bu kitabı okudu mu? Yaşıyor mu?

Hayır, kaybettim. Ama Kenan’la çalışırken yaşıyordu.

Kıskanıyor muydu?

Hayır, zaten Kenan’la tanışıyorlardı. Yanına beraber gittiğimiz oluyordu. Benim eşim de en az Kenan kadar yakışıklı ve havalı bir adamdı. 

Kenan, Handan’ın evi için “soğuk hava deposu, kasvet yüklü” diyor. Bütün bunlara rağmen ondan neden vazgeçmiyor?

Hep yedekli yaşamak istiyor. En büyük korkusu yalnız kalmak çünkü içinde doldurulamayan bir boşluk var. O nedenle hep birilerini bulunduruyor. O da hayatını kadınlarla bütünlemeye çalışıyor.

NARSİZM, DİBİ DELİK BİR KUYU YARATIR

Kenan gerçek anlamda kimseyi sevmedi mi?

Sevmedi.

Yani, Fadi yüzünden ölse de sevdiğine inandıramadı mı sizi?

Fadi için hiç “Seviyorum, aşığım” demedi. Sadece “Bana iyi bakıyordu” diyordu. Yaşadığı duygular narsizmin yarattığı dibi delik bir kuyu gibiydi; içine attıkça, akıttıkça boşalıyordu. Zaten onun sevgisine inanmayan Fadi’ydi çünkü Kenan’ın ciğerini biliyordu. Fadi, onu kabul etseydi değişen hiçbir şey olmayacağını söylüyordu. Kenan sistemine geri dönecekti; hem eşi, hem Fadi, hem başka kadınlar olacaktı.

Kenan hayatta kimseyi mi sevemedi yani?

Evlat edindiği Vedat’ı sevmişti.

KADIN OBEZİ ERKEKLER BOŞLUKLARINI KADINLA DOLDURMAYA ÇALIŞIR

Kenan’a “kadın obezi” diyebilir miyiz?

Evet, onun da boşluğunu doldurmak için buna ihtiyacı var. Huzurevinde ölüm korkusu bile geçiyor ki narsizimde bu çok yüksektir. Bambaşka bir ruh haline girdi ve huzuru yakaladı.

Kadınların bunalımdayken saç kesmesiyle ilgili yazdıklarınız beni şaşırttı. Bunalımdayken saçlarını kestirmek sembolik olarak kendini kesmeyi ve intiharı mı çağrıştırıyor?

Genelde bunu kadınlarda daha çok görürüz ve bu intiharı simgeler. Dışarıdan stil yaratmaya çalışıldığını zannederler ama öyle değildir. Depresyonun belirtisidir ve psikiyatristleri harekete geçirir.

“PSİKİYATRİSTE DELİLER DEĞİL, AKILLILAR GİDER”

Psikiyatriste deliler mi gider yoksa akıllılar mı?

Psikiyatriste deliler değil, akıllar gelir. Ortalama popülasyonun ortalamasının daha üstünde insanlar gelir çünkü biri kendi kararıyla geliyorsa problemi olduğunun farkındadır. Son yıllarda hiçbir sorunu olmayan insanlar da gelmeye başladı çünkü kendilerini tanıyıp, gelişmek istiyorlar. Psikiyatrik hiçbir sorunu olmayan bir hastam var. Yüksek bir kariyeri, şahane bir eşi ve çocukları var ama kendini tanımak istiyor. İlk seansta, “Toplumda bizim gibilere ne deniyor?” diye sordu. Ben de, “Bir eli yağda bir eli balda deniyor” dedim. “Lütfen sonraki kitabınızda bizi yazın, biz de perişanız” dedi. Toplumun geneli, “İnsaf! Sen böyleysen biz ne yapalım” diyor. Halbuki o da insan ve sorunları var. Başarıyla birlikte iç huzuru istiyor.

Ben şöyle düşünüyorum: Herkesin bir acı kapasitesi var. Çok acı bir olay yaşasanız da genele göre önemsiz bir sebeple acı çekseniz de acı kapasiteniz belli ve küçümsenmemeli.

Çok güzel söyledin. Bunu danışanlarıma anlatmak için birkaç seans harcıyorum. İnsanlar, önemli sorunları olmayanların daha az acı çektiği yanılgısına kapılıyorlar. Daha çoğu, daha azı elbette var. Ama her şeyi olan insanlar da acı çekebiliyor. Acı, acıdır.

 

Bir önceki yazımız olan Dar Zaman - Ingeborg Bachmann başlıklı kitabımızda Dar Zaman Ingeborg Bachmann epub indir, Dar Zaman Ingeborg Bachmann epub oku ve Dar Zaman Ingeborg Bachmann pdf indir hakkında bilgiler verilmektedir.

Bizlere destek olmak için Lütfen Yorum Yapınız.