Şeytanın Kara Kutusu -Nedim Şener - PDF E-Kitap Oku, İndir
Şeytanın Kara Kutusu -Nedim Şener

Şeytanın Kara Kutusu -Nedim Şener

Lisans / Fiyat: Ücretsiz
Yıl: 2 Ekim 2018
Eklenme: Ekim 7th, 2018
Dil: Türkçe
Sayfa: 504
Yazar: Nedim Şener

3.845 Kişi Tarafından Görüldü

 Şeytanın Kara Kutusu «Emniyet Mahrem Yapılanması Raporu» ilk defa bu kitapla gün yüzüne çıkıyor. Raporu okuduğunuzda ve örgütün yeni «Renklendirme» stratejisini öğrendiğinizde tehdidin hâlâ devam ettiğini ve ne kadar dehşet verici olduğunu göreceksiniz.

Şeytani örgüt FETÖ, tekrar ele geçirmek istediği devlete karşı savaşmak için “Renklendirme” stratejisine geçti. İlim Yayma Cemiyeti, Milli Görüş, MHP, BBP, CHP, AKP ve SP yanında Nakşi, Kadiri, Halveti, Nur cemaatleri; Erenköy, Çarşamba, İslamoğlu gibi tarikatlara sızıyor, toplumsal örgütlenmelerin içinde, medyayı, gazetecileri, siyasetçileri parmağında oynatıyor.

FETÖ’nün tüm bu planları, örgütün “Emniyet Mahrem Yapılanması” arşivinden çıktı; yani şeytanın kara kutusu açıldı.
Bu onun son çırpınışı…

Kötülüğün simgesi Şeytan’ın rengi nedir? Söz konusu Fetullahçı Terör Örgütü olunca tek bir renkten söz etmek mümkün değil. Şeytan kılığındaki FETÖ renkten renge giriyor. Yıllardır bunu gözlemleyip anlatmaya çalışıyorum. FETÖ’nün nasıl şeytani bir örgüt olduğunu kendi arşiv kayıtlarıyla okuyunca tespitlerimizin ne kadar doğru, tehlikenin düşündüğümüzden de büyük ve yakın olduğunu gördüm. FETÖ’nün emniyet mahrem imamlarından birisi, iki SD kartı Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na teslim ederek itirafçı oldu.

“Garson” kod adıyla gizli tanık olan mahrem imamdan elde edilen dokümanlara dayanılarak Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi (KOM) tarafından “FETÖ Emniyet Mahrem Yapılanması” raporu hazırlandı. Raporu okuyunca “İşte Şeytan’ın kara kutusu” dedim. O an bu raporu herkes okumalı diye düşündüm. İşte bugün piyasaya çıkan “Şeytanın Kara Kutusu” (Destek Yayınları) kitabım böyle doğdu. Daha önce kaleme aldığım “Kahraman Hainler” (Destek Yayınları) kitabımla FETÖ’nün TSK içindeki darbeye kalkışan kripto yapılanmasını anlatmaya çalışmıştım. “Şeytanın Kara Kutusu” kitabım ile de emniyet içindeki kripto yapılanmaya ve darbe gecesi oynadığı role değindim.

Strateji ‘Renklendirme’

FETÖ, 17/25 Aralık sürecinde, medyası, bankası, hastanesi, şirketleri, okulu, üniversitesi ile legal olan varlığını, 15 Temmuz sonrası da 40 yıldır çöreklendiği devlet içindeki illegal yapısını kaybetti. 15 Temmuz sonrası varlığı tam olarak bilinmeyen, “örgüt içinde örgüt” olan TSK, MİT ve Emniyet’teki “mahrem yapılanması” da çökertildi. Devletin dışına atılan FETÖ artık taktik değiştirdi. Yeniden ele geçirmek istediği devlete karşı savaşmak için, “renklendirme” stratejisine geçti. Toplumsal alanda legal, illegal tüm örgütlü yapılanmalara sızmaya başladı. Kendi arşiv belgelerine göre FETÖ şimdilerde İlim Yayma Cemiyeti, Milli Görüş, MHP, BBP, CHP, AKP ve SP yanında Nakşi, Kadiri, Halveti, Nur cemaatleri, Erenköy, Çarşamba, İslamoğlu gibi tarikatlara sızıyor, toplumsal örgütlenmelerin içinde, medyayı, gazetecileri, siyasetçileri parmağında oynatıyor.

“Yüzde 30’u Aktrol”

Yalnız onunla yetinmiyor, sosyal medya hesapları ile kamuoyunu yönlendiriyor. Bu durum FETÖ elebaşına şöyle raporlanıyor; “Efendim birim olarak hesaplarımız genelde muhalif olarak sol ve ülkücü hesaplardan oluşmaktadır. Ayrıca Aktrol hesaplarımız genel hesaplarımızın yüzde 30’unu oluşturmaktadır. Bu hesaplarla gündem oluşturulmaya çalışılmaktadır. 15 Temmuz sonrası 220 civarına düşen Twitter hesaplarımız bugün itibariyle 730 olmuştur.” Bu arada Facebook’ta etkin olan solcu, Atatürkçü vb. muhalif gruplarla Twitter üzerinden etkileşime geçildiği bildiriliyor.

Kitapta, FETÖ’nün seçimlerde izlediği stratejileri, algı operasyonlarını, gizlenme ve firar tekniklerini okuyacaksınız. Bu kitabı FETÖ’nün şeytani aklının nasıl çalıştığını topluma anlatmak için kaleme aldım. Artık şifreleri çözüldü; Şeytan’ın kara kutusu açıldı. Onlar için hiç bir şey eskisi gibi olmayacak.

Ankesörlü Hat 8 Bin Feto cu

15 Temmuz darbe girişiminden sonra Fetullahçı Terör Örgütü’nün en kripto unsuru olan “mahrem yapılanması” ortaya çıkarıldı. Emniyet, Türk Silahlı Kuvvetleri ve MİT gibi kurumlarda ortaya çıkan bu yapılanma, “örgüt içinde örgüt” özelliği taşıyor.

FETÖ, mahrem yapı üyesi olan kripto unsurlarının kimliğini örgütün diğer mensuplarından dahi gizliyordu. Bu yapılanmada yer alanlar örgüt açısından o kadar önemli ki; FETÖ elebaşı Gülen ile doğrudan ve dolaylı irtibat halinde görevlerini yapıyorlardı. Sivil olan mahrem yapı unsurları, örgütün TSK, Emniyet ve MİT içindeki üyeleri ile irtibatı sağlıyordu. Örgüt içindeki sivil mahrem imama “öğretmen”, onun irtibatta olduğu, TSK, Emniyet mensubuna ise “öğrenci” adını veriyorlardı.

307 itirafçı

Darbeden birkaç ay sonra 2016 yılı Kasım ayında “Mahrem Yapılanmanın” iletişim için kamuoyunda “ankesörlü hat” olarak bilinen ancak market, bakkal ve büfe gibi kamuya açık yerlerde kurulu bulunan telefonlarla irtibat kurdukları öğrenildi. İtirafçıların verdiği bilgiler üzerine yapılan araştırmalarla kamuoyunun yakından bildiği “ankesörlü hat” operasyonları başladı.

“Ankesörlü hat” soruşturması 2017 yılı Kasım ayında İstanbul’da operasyona dönüştü. Yaklaşık bir yıldır binlerce TSK mensubunun gözaltına alındığını, çoğunun da tutuklandığını okuyoruz. Bugünlerde TSK’daki FETÖ operasyonlarının çoğu bu soruşturmalara dayanıyor.

Operasyonların ilk başladığı yer olan İstanbul’da bugüne kadar FETÖ’cü sivil mahrem imamların 485 ankesörlü telefonu kullanarak binlerce TSK mensubuyla darbe girişimi sonrası da irtibat kurduğu ortaya çıkarıldı.

İstanbul’da yapılan operasyonlarda 989 TSK mensubu hakkında gözaltı kararı çıkarıldı. Bunlardan 830’u yakalandı, 159’unun da firari olduğu ortaya çıktı.

Rapor hazırlandı

307 TSK mensubu ankesörlü hatlardan FETÖ’nün sivil mahrem imamlarıyla görüştüğünü itiraf etti ve FETÖ üyesi olduğunu belirterek etkin pişmanlık kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. 522 FETÖ üyesi TSK mensubu ise tutuklanarak cezaevine konuldu. Ayrıca itirafçıların verdiği bilgiler üzerinden sivil mahrem imamlar da tutuklandı. Bu araştırma Türkiye çapına yayıldı ve FETÖ’cülerin görüşme yaptığı 4 binden fazla ankesörlü telefon numarası tespit edildi. Bu telefonlarla görüştüğü tespit edilen 8 bine yakın FETÖ mensubu gözaltına alındı. Bylock ve FETÖMETRE gibi kripto FETÖ üyelerinin belirlenmesi için en etkili soruşturma olan “ankesörlü hat” operasyonları FETÖ üyelerini çok rahatsız ediyor. Tek bir hatanın nasıl kullanılacağının örneği olarak zaman zaman sosyal medyada kampanya yapıyorlar. Ama buna da önlem alındı, hata yapılmaması için raporlar hazırlandı. FETÖ’cülerin rahatı daha çok kaçacak gibi görünüyor.

FETÖMETRE ‘müstakbel darbecileri’ yakalıyor

Fetullahçı Terör Örgütü, “kripto” unsurları ile Türkiye’nin geleceği için de büyük tehlike. 15 Temmuz girişimine “Atatürkçü” görünüm vermek için “Yurtta Sulh Konseyi” adını kullanmışlardı. Buna uygun dille yazılmış darbe bildirisini TRT’den okuttular. Dikkatinizi çekmiştir son zamanlarda FETÖ’nün TSK’daki “kripto” elemanları ile ilgili yapılan operasyonlarda albay ve altındaki rütbedekiler dikkatinizi çekiyordur. Çünkü FETÖ 15 Temmuz’da bir kısmı ismen deşifre olmuş üst rütbedeki üyelerinin bazılarını kullandı. 15 Temmuz sonrası 151’i general, bin 656’sı subay olmak üzere 5 bin 266 asker tutuklandı. Oysa 40 yılda TSK’yı neredeyse ele geçirmiş olan FETÖ’nün varlığının bu rakamlarla sınırlı olmadığı kolayca tahmin edilebilir.

Nitekim, önce darbeye katılanların itirafları ve ByLock soruşturması ardından itiraflarla gelen “ankesörlü hat” operasyonlarıyla binlerce kripto FETÖ üyesi açığa çıkarıldı. En son basında FETÖMETRE adı verilen kriterlerle Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri’nde 10 binden fazla FETÖ üyesi açığa çıkarıldı. Darbeye karışıp yargılanan ve ihraç edilenlerin sayısı 6 bin dolayında. 18 Eylül itibarıyla üç komutanlıktan ihraç edilenlerin sayısı 15.199’u buldu. Yani darbeye aktif olarak katılmayan binlerde FETÖ’cü açığa çıkarıldı. Son zamanlarda özellikle Deniz Kuvvetleri’nden ihraç edilen ve yurtdışına firar eden FETÖ üyeleri FETÖMETRE ile ilgili bir kampanya başlattılar. FETÖ bunu daha önce ByLock, “ankesörlü hat” soruşturmaları için de yapmıştı. “Kripto” FETÖ unsurları ortaya çıktıkça rahatsızlıkları artıyor. Açıkça yalan kriterler bile uyduruyorlar. Peki neden?

Çünkü TSK içinde hâlâ örgütlü olan FETÖ, 15 Temmuz’da kullanmadığı kripto üyelerini bir başka kimlik altında ya bir kalkışmada ya da başka bir kötülük amacıyla kullanmak isteyebilir. FETÖMETRE bu kriptoları ortaya çıkardıkça örgütün rahatsızlığı da artıyor.

Musalla taşının önünde

26 Eylül 2018, Çarşamba 05:00

Hayat bir savaşsa karşımıza çıkan zorluklar ve engeller muharebelerdir. Muharebeler savaşın parçalarıdır. An gelir bir muharede yenilir, an gelir bir başkasını kazanırsınız.

Bir muharebede yenilmeniz savaşı kaybettiğiniz anlamına, bir muharebeyi kazanmanız da savaşı kazandığınız anlamına gelmez. Gün gelip zorlukları aştığınızda başınız dik, ayağınız toprağa basıyorsa yani muharebelerin sonunda ayakta kalmışsanız, savaşı siz kazanmışsınız demektir.

Benim de bir hayat savaşım ve onun içinde muharebelerim, muharebelerin bazılarında yenildiğimi hissettiğim anlar oldu. Ama savaşımı kaybettiğim hissini hiç yaşamadım. Yaşadığım, çabaladığım ve hayattaki rehberim hakikat olduğu için böyle bir duyguyu hiç tanımadım. Çünkü yaşamın anlamı bir muharebede yenilsen de savaşı kazanma umududur.

Orhan, Murat ve Çetin

Ama hayatımda ilk kez, önceki gün Karacaahmet Şehitlik Camii’nde musalla taşının önünde “kaybetme” hissini yaşadım. Bunu kendim fark etmedim. Arkadaşım Serhat, yanıma gelip üzüntü içinde “Büyük savaşı kaybettin sonunda ha…” deyince 10 aydır aslında nasıl bir mücadelenin içinde olduğumuzu ve o savaşı kaybettiğimizi anladım. Çünkü musalla taşının üzerinde 52 yaşında bacanak olmaktan öte, kardeş gibi sevdiğim, gün gelip Silivri’de hapse düştüğümde dostlarım Orhan Dink ve Murat Sabuncu ile “görüşmecim” olan Çetin Alkan’ın gencecik bedeni uzanmıştı; kansere karşı verdiğimiz savaşı kaybetmiştik.

Dev hücreli düşman

Yaklaşık 10 ay önce uzman hekim İsmail Ekizoğlu, gözyaşları içinde teşhisi koyduğunda “Dev hücreli kanser” adını ilk kez işittim. Tıp kitapları altı aydan fazla ömür biçemiyordu. İnanılmaz bir yaşama bağlılıkla başta kendisi sonra eşi, arkadaşları, yarışmalarında noter görevlisi olarak bulunduğu Acun Ilıcalı ve ekibi savaşta hep yanındaydı. Onunla, dev hücreli kansere karşı topyekün savaşıyorduk. Yalnız değildik; Sağlık Bakanlığı Taksim İlk Yardım Hastanesi Dahiliye Servisi’nde İsmail Ekizoğlu ve ekibi, İstanbul Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyasyon Onkolojisi İdari ve Eğitim Sorumlusu Doktor Süleyman Altın, Uzman Doktor Çağlayan Gerede, Sorumlu başhemşire Burak Aydar, refakatçiler Alpaslan ve Okan bizi savaşta hiç yalnız bırakmadı. Elbirliği yaparak Allah’ın yardımıyla Çetin’e 10 ay önce biçilen ömür neredeyse ikiye katlandı. Akciğerden, lenflere, oradan da beyine çok kısa sürede yayılan dev kanser tümörleri 10 ay içinde geriliyordu. Bazı muharebeleri kazanıyorduk. Ya da biz öyle zannediyor, umutlanıyorduk. Kaçınılmaz sonu biliyor ama inanmıyorduk. Ama sonunda musalla taşının önünde bizi “kaybetme” hissiyle baş başa bıraktı; arkasında, benzer hastalıkla savaşanlara örnek bir mücadele azmi, iyi arkadaşlıklar ve güzel anılar bırakarak.

Bir FETÖ’cü rüyası! Hapistekilerin listesini Hz. Muhammed yapmış!

19 Eylül 2018, Çarşamba 05:01

Fetullahçı Terör Örgütü, hapisteki örgüt üyelerinin itirafçı olmaması için elinden geleni yapıyor.

Kendileri dışındaki herkese hatta tüm dünyaya söyledikleri yalanlarla ayakta duran FETÖ, cezaevinde tutuklu olanların morallerini yüksek tutmak için onlara, mesajlar uydurulmuş rüyalar taşıyor. Kaçamayıp yakalanan ve cezaevine girenlere “Hazreti Yusuf’lar” diyen FETÖ elebaşı Gülen, kaçma imkanı olanlara da “Hicret edin” diyor.

Kendi kitlesine bile iki yüzlülük yapmaktan çekinmeyen, tek sermayesi yalan olan örgütün bugünlerdeki en büyük endişesi “itirafçılar”…

Örgüt elebaşı Gülen sırf bu konuyla ilgili bir video yayınladı.

İtirafçı olan örgüt üyelerini şu sözlerle “kafir” ilan etti; “Kritik bir dönemde yaşadığımızdan dolayı, bazılarımız, bazıları, belki epey insan, işin içinden sıyrılmak için arkadaşlarının aleyhinde konuştular, olmayacak şeyler söylediler. Önlerine yazılıp konan kağıtlara imza atma mecburiyetinde bırakıldılar.

(Zalimler onlara) “hücre” dediler, “sopa” dediler, “ilaç içirme” dediler, “Bu kağıda imza atma…” dediler. Bu mevzuda tercihini yanlış yapanlar oldu. (Masumlara iftira atma yerine, her şeye rağmen) tercih edilmesi gerekli olan, “hücre” idi, belki “ilaç” idi, belki “dövülme” idi, “ağzın-burnun kırılması” idi, “kafanın yarılması” idi. Bunlar, o tercihi doğru yapana sevap kazandırırdı. Ama bir mü’minin aleyhinde konuşma, yazılan yalanı imza etme, iftira idi, bühtan idi, günah-ı kebâir idi.

Dünyaları yalan…

Bunu bilerek yaptı ise, yapmada da mahzur görmüyorsa, zavallı -farkına varmadan- İslam yolunda (!) kâfir oldu.

Çünkü, günah-ı kebâir, tevbe ile zâil olur; fakat insan yaptığı günahı, gıybeti, iftirayı, bühtanı, bir mahzursuz şeymiş gibi görüyor, hem de böyle sürekli tekrar edip duruyorsa, bunu “mahzursuz” kabul ediyorsa; beş vakit namaza beş de ilave etse, on vakit namaz kılsa, yine kâfir, yine kâfir, yine kâfirdir!..

Ve küfür, insanın o ana kadar yaptığı amelleri alır-götürür.

O esnada ölse, öbür tarafa taşıyacağı hiçbir salih amel yoktur.” Anlaşılan elebaşının mesajları cezaevine tam ulaşmıyor. Bu kez devreye dışarıdan uydurulan rüyalar giriyor.

Cezaevindekilere ulaşan rüyalardan biri şu; “Bir kişi dayanamayıp cezaevinden çıkmak istemiş. Bunun için etkin pişmanlıktan yararlanıp ne biliyorsa anlatma kararı almış. Tam bunu yapmaya niyetlendiği günlerde, uykusunda rüyasına Hazreti Muhammed (SAV) gelmiş. Hazreti Muhammed, itirafçı olmak isteyen FETÖ tutuklusuna, ‘Burada olanların listesini ben hazırladım, istersen ismini sileyim ama bu listeden ismini silersem bir daha giremezsin.’ demiş. O abi de bir daha cezaevinden çıkmak istememiş” FETÖ böyle bir örgüt işte; dünyayı yalanla üyelerini rüya ile kandırıyor.

FETÖ’cülerin FETÖMETRE yalanları

17 Eylül 2018, Pazartesi 05:00

Kendim kitabımda yazmasam FETÖ’cülerin yalanına ben de inanacağım; firari FETÖ’cü subaylar yurtdışında açtıkları twitter hesabından FETÖMETRE’nin 59’uncu maddesinin, “Engelli çocuğa sahip olmak”, 60’ıncı maddesinin de “Çocuğuna iki isim vermek” olarak yazıyor.

Oysa benim Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda kullanılan ve ‘Kahraman Hainler” kitabımda yer verdiğim FETÖMETRE 58 maddeden oluşuyor. O maddeler arasında da bu şekilde bir veri yok. Her Kuvvet Komutanlığı’nın kendi çalışma prensiplerine göre belirlediği ve en son Anadolu Ajansı tarafından yayınlanan habere göre Deniz Kuvvetleri’nde kullanılan FETÖMETRE ise 69 maddeden oluşuyor. FETÖMETRE yeni itiraf ve bulgularla büyüyen bir denetim sistemi.

Resmi adı;”Personel Kriter Puan Kartı” 8 Temel kriter kartın en üstünde bulunuyor, bunlar; kimlik bilgileri, rütbe gibi temel bilgilerden oluşuyor. Personelin FETÖ ile bağlantısını ortaya çıkaran ana kriterlerin sayısı ise 64. Böylece toplam kriter sayısı 72’ye çıkıyor.

58 ve sonrası kriterler

Şimdi gelelim FETÖ’cülerin “yalanlarına”, dikkat ederseniz iddiasına demiyorum. Deniz Kuvvetleri’ndeki 64 ana kriter arasında “Engelli çocuğa sahip olma”, “Çocuğuna iki isim verme” gibi maddeler yok, hiçbir zaman da olmamış.

Gerçeğin bilinmesi adına 58’den sonraki kriterleri sıralayayım;

59-Ayırt edici/müspet kriter- 15 Temmuz 2016 öncesi FETÖ/PDY kaynaklı sosyal medya taramalarında ismi geçme durumu (2013 öncesi).

60-Ayırt edici/müspet kriter- Balyoz, Ergenekon, Casusluk kumpas davalarında iddianame listelerinde isminin geçme durumu.

61-15 Temmuz 2016 tarihinde birliğine/gemisine intikal etme, seyre çıkma faaliyetlere katılma durumu.

62-FETÖ/PDY davalarındaki ifade/tutanaklardaki durumu.

63-Askeri liseler sınavlarından almış olduğu notlar (Matematik, Türkçe, Fen Bilgisi ve Sosyal Bilgiler alanları için).

64-Ayırt edici/müspet kriter- 15 Temmuz öncesi FETÖ/PDY mensuplarınca idare edilen savcılık ve mahkemelerde kumpas davaları harici dava konusu yapılma.

En etkili silah gerçektir

Hep söylerim, FETÖ ile en iyi mücadelede kullanacağanız en etkili silah gerçekleri söylemek ve yazmaktır. Çünkü onların yalandan başka silahları yok. Tüm FETÖ üyeleri hep bir ağızdan aynı yalanı tekrarlasa tek bir kişinin gerçeği söylemesi onları dağıtmaya yetiyor. Peki FETÖMETRE’den neden bu kadar rahatsızlar?

Onu da söyleyim, sadece Deniz Kuvvetleri’nde 4 bin 800’e yakın kripto FETÖ’cü subay ve onları yöneten sivil 600 “mahrem imam” bu sayede ortaya çıktı. Örnek vereyim; Gazeteci kılıklı FETÖ’cü Tuncay Opçin’in, “Zeyd” kod adıyla “mahrem imam olduğunu FETÖMETRE ile öğrendik.

Şu andaki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in Koruma Müdür Yardımcısı, 15 Temmuz gazisi yüzbaşı Burak Akın’ın, Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın koruma astsubayı Rıza Asal’ın FETÖ üyesi olduğu FETÖMETRE ile ortaya çıkarıldı. FETÖ’cülerin asıl rahatsızlığı bundan, çünkü artık bittiklerinin farkındalar…

Kılıçdaroğlu proje mi?

12 Eylül 2018, Çarşamba 05:01

Komplo teorisyeni Erol Mütercimler yine sahnede; bu kez 2010 yılında Deniz Baykal’ın FETÖ’nün kaset komplosuyla CHP Genel Başkanlığı’nı bırakması sonrası Kemal Kılıçdaroğlu’nun partinin Genel Başkanı olarak seçilmesiyle ilgili konuşmuş. Habertürk’ten Kübra Par ile yaptığı röportajda şunları söylemiş; “Kemal Bey’in getirilişi, uluslararası finans aktörleri ile uluslararası ülkelerdeki siyasetin dizaynını yapan baronlar meselesidir, ki Fetullahçılar da Türkiye’de onların işbirlikçisiydi. Bu çok büyük komplodur. Bunun açığa çıkartılması lazım. Açığa çıkartılabilir ama hayır, açığa çıkartmazlar. Bunun ortaya çıkması, bu komployu kuran odaklar isterse gerçekleşir. Devletin arşivinde var.”

‘Efkan Ala kaçtı’ yalanı

İddia çok ciddi Mütercimler’in delillendirmesi gerekir. Evet, FETÖ’nün Deniz Baykal’a kaset komplosu kurduğunu biliyoruz bununla ilgili bir dava var ama “Kılıçdaroğlu’nun getirilmesinin uluslararası baronların projesi” olduğu iddiasını delillendirmesi gerekir. “Devletin arşivinde var” deyip kenara çekilemez.

Mütercimler her konuştuğunda benim aklıma “15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişimi gecesi dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala Gürcistan’a kaçıyordu” yalanı geldi. Bu söz tam 1.5 yıl TBMM’de konuşuldu, tartışmalara konu, gazetelere manşet oldu. Sonuç, Bakan’ın Mütercimler’i araması üzerine 1.5 yıl sonra yalanını kabul edip özür diledi.

Bir de “Ergenekon örgütü” yalanı var ki, işte o tam bir efsane. Mütercimler, “Ergenekon” isimli bir örgütü 1991 yılında suikast ile öldürülen emekli orgeneral Memduh Ünlütürk’ten 1988’de duyduğunu anlatır. Bir başka tanığı ise 1992 yılında suikaste kurban giden eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Kemal Kayacan’dır. Nedense Mütercimler, “kulak tanığı” olduğu bu çok önemli bilgiyi suikastlerin hemen arkasından değil de beş yıl sonra 1997 yılında ilk kez açıklar. 1995 ylında Deniz Kuvvetleri’nden emekli olur; iki yıl Avusturalya’da kalır, 1997-1998 gibi Türkiye’ye döner ve FETÖ’nün Samanyolu TV’sinde yayınlanan bir programda çalışmaya başlar. İşte tam o sırada “Ergenekon” örgütünü açıklar.

FETÖ Ergenekon’u bulamadı

Belgesellere kitaplara konu olur. Böylece Türkiye, tüm NATO ülkelerinde ortaya çıkan Gladyo tipi derin devlet temizliği şansını kaçırır. 40 yıl devletin içinde yer almış FETÖ’cülerin içinde bulunduğu derin devlet yerine, “Ergenekon” operasyonuyla birbiriyle ilgili Atatürkçü insanlar yine FETÖ’cüler tarafından hapse atılır.

Mütercimler de Ergenekon soruşturmasında gözaltına alındı ama nedense herkesi tutuklayan savcı Zekeriye Öz, onu mahkemeye bile çıkmadan serbest bıraktı. 2007’den 2013’e kadar yapılan yargılamada Ergenekon örgütü ile ilgili tek delil bulunamadı. Bu dönemde 81 ildeki emniyet istihbarat şube müdürlerinin 74’ü, 7 bin istihbaratçının 6 bin 500’ü, TSK’deki generallerin yarısı, kurmay subayların yüzde 74’ü FETÖ’cüydü. Askeri hakim ve savcıların neredeyse tamamı, Genelkurmay istihbaratı FETÖ’nün elindeyken üstüne Kozmik Oda’ya bile girilmişken Ergenekon ile ilgili tek bir kelime dahi bulunamadı. Ama insanların aklında “Ergenekon” kelimesi kaldı tabi bir de Erol Mütercimler adı.

Şeytanın kara Kutusu Tanıtım Amaçlıdır.

Üniforma şerefli insana yakışır

10 Eylül 2018, Pazartesi 05:00

15Temmuz gecesi devlete ve millete ihanet eden Fetulahçı Terör Örgütü’nün en çok zarar verdiklerinden birisi de aileler oldu. FETÖ’nün fitnesi ve iki yüzlülüğü aileleri de parçaladı. Bunu FETÖ üyesi firari eski Deniz Binbaşı Cafer Topkaya ile kardeşi Deniz Astsubay R. Topkaya örneğinde gördük. Bylock kullanıcısı ve FETÖ üyesi Cafer Topkaya, 16 ay tutukluluktan sonra denetimli serbestlikten yararlanarak Belçika’ya kaçtı. Avrupa basınına Türkiye ile ilgili yalanlar söyleyip, iltica hakkı alma peşinde. Özellikle Türkiye’de CIA’nın icat ettiği yüzüne havlu kapatılarak su dökülmesi yoluyla suda boğulma hissi yaratan “Waterboarding” işkencesinin, adını vermediği bir kişiye yapıldığına dair yalanı hiçbir kanıt ve tanığa dayanmadan anlatıyor. Kaçmadan önce ne kendisi ne avukatları böyle bir şikayette bulunmamış, ben iddiasını araştırıyorum yalan çıkıyor. Cafer Topkaya’nın astsubay kardeşi R. Topkaya da açığa alınmıştı.

Ancak o, abisi Cafer Topkaya’nın firar etmesine karşı çıkmış, onu yolundan döndürmeye çalışmış; “Bir hain ile aynı soyadını taşıyamam” diyerek değişiklik için başvuruda bulunmuştu. Astsubay R. Topkaya haksızlığa uğradığını düşünmesine rağmen, ülkesini terk etmemiş şerefli bir TSK mensubu. Hukuk yolundan hiç ayrılmadı. Sonunda savaşını kazandı ve Deniz Kuvvetleri’ndeki görevine iade edildi. Zaten o şerefli üniforma abisine değil ona yakışırdı.

Ama yurtdışına kaçan abisi FETÖ’cü Cafer Topkaya onunla ilgili de yalan söylemekten çekinmedi.

Kardeşiyle ilgili yalanlar

Twitter hesabından şunları yazdı; “Kardeşimi, beni ve ailemizi reddederse mesleğe dönebileceğine zorla ikna ettiler. 10 Temmuz 2018 tarihli dilekçe ile soyadını değiştirmek için başvurdu. 18 Temmuz’da Dz.K.lerinden yazı geldiğini, göreve başlayacağını söylediler kendisine. Ama bir gün sonra, 19 Temmuz’da Deniz Kuvvetleri’nden gelen yeni bir yazı ile açığa alma işleminin 30 Kasım 2018’e kadar uzatıldığı tebliğ edildi. Biraderim kandırılmıştı. 16 ve 17 Ağustos 2018’de iki tam gün boyunca sorgulandı. Tehditle aleyhimde iftiralarda ve yıpratıcı faaliyetlerde bulunmaya zorlandı. Beni keyfi bir şekilde 16 ay hapiste tutanlar şimdi de kardeşimi mesleğini elinden almakla tehdit ederek kullanıyorlar.”

Cafer Topkaya’ya cevabı kardeşi R. Topkaya, 31.08.2018 günü soyisim değişikliği için mahkemeye sunduğu dilekçesinde şöyle veriyor:

“Cafer Topkaya sosyal medya aracılığı ile şahsımı hedef alarak soyadımı çeşitli baskılar, işkence ve ikbal uğruna (görevime dönebilmek için) değiştirmek istediğimi söylemekte olup şahsımın asla böyle bir durumu ve emeli söz konusu dahi değildir. Sadece eylemleri ve davranışları ile eşim ve çocuklarım için bir utanç kaynağı haline gelen kişi ile aynı soyadı kullanmaktan hicap etmekteyim. Şahsım, bakmakla mükellef olduğum eşim ve çocuklarımın TOPKAYA olan soyadlarımızın “K…..” olarak değiştirilmesini talep etmekteyim.”

FETÖ’cülere ve beslemesi tetikçisi kalemlere gereken cevap verilmiştir.

FETÖ’nün istihbarat istasyonları

07 Eylül 2018, Cuma 09:57

FETÖ hakkında yorum yapanların tartışmayı “cemaat, tarikat” boyutundan çıkarmasının zamanı geldi de geçiyor. Pazartesi günü Habertürk televizyonunda, FETÖ’nün 100’den fazla ülkede bulunan okullarının birer ABD istihbarat istasyonu olduğunu söylemiştim. Bu durum MİT İstanbul eski Bölge Başkanı Nuri Gündeş’in kitabında da, MİT’in TBMM’deki FETÖ Darbe Araştırma Komisyonu’na gönderdiği rapor da yer alan bir tespitti. Konuyu güncel gelişmeler üzerinden de araştırdığımda şaşırtıcı olmayan sonuçlar ortaya çıktı. Elbette bu konuda başvuracağımız kaynak, FETÖ’nün yurtdışındaki okullarını devralmak için iki yıl önce kurulmuş olan Maarif Vakfı oldu. Vakıf bugüne kadar 90 ülke ile temasa geçmiş, 28 ülke ile anlaşmaya varmış, 16 ülkedeki 104 okul devralınmış. Ama gidilmesi gereken çok yol var; çünkü FETÖ, 160 ülkede faaliyet gösteriyor. 100 ülkede de FETÖ’nün 700 dolayında okulu var. MİT’in tespitlerine göre FETÖ’nün Afrika’da 63, Asya’da 222, Avrupa’da 150, Kuzey Amerika’da 315, Güney Amerika’da 7 okulu bulunuyordu. Bugüne kadar en çok Afrika kıtasındaki şu ülkelerdeki okullar devir alındı; Gine, Nijer, Kongo Cumhuriyeti, Sudan, Somali, Moritanya, Sao Tome, Cibuti, Sierra Leone, Gambiye, Mali, Senegal, Çad, Tunus, Somaliland, Madagaskar, Burundi, Fildişi Sahili, Kamerun, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Gabon, Ekvator Gine, Gine Bissau. Afrika’da bu okulların devralınması sırasında yaşananlar, tespitlerin doğruluğunu gösteriyor.

ELÇİLİK KARŞISINDA OKUL

Bu ülkelerin eskiden batılı ülkelerin sömürgeleri olduğuna özellikle dikkat çekiyorum. Maarif Vakfı yetkilileri Afrika’daki ülkelere gittiklerinde, karşılarında yalnız o ülkenin değil, Fransa, İngiltere, İspanya gibi eski sömürgeci ülkelerin büyükelçiliklerini de bulmuşlar. Yalnız onlar mı? Kimi ülkede İsrail, kimi ülkede Vatikan, tabii hepsinde ABD’liler karşılarına çıkmış. ABD’nin istihbarat istasyonu olan FETÖ okullarının müdürleri mutlaka o ülkenin çok yakın ilişkili olduğu eski sömürgeci ülkeden çifte vatandaşlık almışlar. Kendilerini korumak için ilgili ülkenin başkentindeki okul binasının, müdürün vatandaşlık da aldığı o eski sömürgeci ülkenin büyükelçiliğinin karşısında ya da yanındaki bina olmasına önem verilmiş. Okullara el konduğunda, müdürler o büyükelçiliklere sığınıp, “Teröristler okulumuza el koydu” diye şikayetçi olmuşlar. O ülkeler adına da ajanlık yaptıkları için onlardan koruma beklemeleri doğal. FETÖ’cüler hem okulun bulunduğu ülke adli makamlarına hem de müdürün çifte vatandaş olduğu İspanya, İngiltere, Fransa ya da İsrail ya da ABD gibi ülkelerin elçilikleri nezdinde girişimlerde bulunmuşlar. Buna rağmen bugüne kadar 104 okul devralınmış ama dediğim gibi daha gidilecek çok yol var.

Kader kurbanı kim?

03 Eylül 2018, Pazartesi 05:01

“Af” cezaevlerinin değişmez gündemidir, konuşulmadığı gün yoktur. MHP Genel Başkanı Bahçeli, “kader mahkumları için af” tartışmasını ortaya attığı andan itibaren dışarıda da gündem “Af” oldu. O zaman ‘kader kurbanı’ kim? sorusu gündeme geliyor. Bugün toplam 212 bin 716 kişilik kapasitesi olan 388 cezaevinde 252 bin 290 tutuklu ve hükümlü bulunuyor. Yani doluluk oranı yüzde 112’ye çıktı. 193 bin 104 kişi hükümlü 59 bin 290 kişi tutuklu. Tutukluluk oranı yüzde 33. Devlet 139 yeni cezaevi inşa ediyor ama rakamlar şu anda cezaevlerinde yatacak yer sıkıntısı olduğunu gösteriyor.

Doluluk oranı yanında bir de “kader kurbanı” denilen kişiler af konusunda tartışmanın temelini oluşturuyor. Şu anda cezaevlerinde 50 bin 386 kişi uyuşturucu, 33 bin 32 kişi hırsızlık, 28 bin 274 kişi adam öldürmek, 24 bin 919 kişi yaralama, 22 bin 8 kişi gasp, 16 bin 566 kişi cinsel saldırı, 6 bin 61sahtecilik, 3 bin 119 kişi dolandırıcılık, 2 bin 74 kişi fuhuş, suçlarından cezaevinde. Terör gerekçesiyle 46 bin 68 kişi cezaevinde. Bunların 24 bin 622’si hükümlü, 21 bin 446’sı tutuklu. İşte tam bu noktada “kader kurbanı kim?” sorusu önem kazanıyor. Uyuşturucu satıp insanları zehirleyenler mi, insanların hayatını elinden alanlar mı? Yoksa hırsızlar mı? Bu, siyasetçilerin tek başlarına vereceği bir karar değil, bence en doğrusu; bu kararın “kader kurbanı” denilen kişilerin gerçek kurbanları ile tartışılarak verilmesidir.

Unutmayın yoksa acınacak hale gelirsiniz

31 Ağustos 2018, Cuma 05:01

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 15 Temmuz ile ilgili yaptığı konuşmalar sırasında Fetulahçı Terör Örgütü ile ilgili mücadele için “Acımayın yoksa acınacak hale gelirsiniz” sözüne atfen ben, “Unutmayın asıl unutursanız acınacak hale gelirsiniz” diye düşünür ve söylerim.

Çünkü bizi FETÖ’cülerden ayıran özelliğimiz “insan” yani acıma duygumuzun olmasıdır. Bir FETÖ’cü ise “acıma”, “utanma” gibi insani tüm özelliklerini reddetmiş, ruhsuz bir kötülük makinesine dönüşmüş robottur.

Ne zaman FETÖ’cülere karşı insani bir duygu yeşerse, onlar kendilerinin nasıl bir robot olduğunu hatırlatırlar. İşte o zaman aklıma hep, “Unutma yoksa acınacak hale gelirsin” sözü gelir.

Kurban Bayramı sırasında Rize’de bir trafik kazası oldu. Mahalli sanatçı Ahmet Çakar, otomobille 40 metreden Pehlivantaşı Deresi’ne yuvarlandı.

Ahmet Çakar olay yerinde hayatını kaybetti. Vefatı basit bir kaza haberi olarak unutulup gidecekti belki. Hatta, 2016 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinden aldığı “Yaşayan İnsani Hazineler” ödülü bile belki bir dipnot olarak kalacaktı. Ama FETÖ’nün kalpsiz robotları öyle bir şey yaptılar ki, Ahmet vefat etmesine rağmen, farkında olmadan onun onurlu duruşunu hatırlattılar.

Bir anlamda ona bir kez daha hayat verdiler. Demek ki, Ahmet kısacık boyuna rağmen bir dev gibi içlerine korku salmış.

İsmi yaşayacak 

Emrullah Uslu başta olmak üzere FETÖ’cüler, söylediği bir türküde “Yakında kopacak Fetulahın’ın kafası” sözünü hatırlatıp Ahmet Çakar’ın trafik kazasında kafasının koptuğu yalanını ortaya atıp kendilerince herkese mesaj vermeye çalıştılar. Oysa vefat eden Ahmet Çakar’ın vücut bütünlüğü bozulmamıştı. Ama FETÖ’cüler, bir ölümden bile yalan ve fayda üretmeye çalışırlar, çalıştılar.

Bu konuyu Doç.Dr. Levent Eraslan ile Çay Tv’de konuşurken, “Ahmet’i unutturmamak Rizelilerin görevi, madem FETÖ’cüler bunu yaptı Ahmet’in bir anıtını dikin, sizin gururunuz, FETÖ’nün de utancı olsun” demiştim.

Ertesi gün Rize Büyükşehir Belediye Başkanı Prof.Dr. Reşat Kasap aradı ve Ahmet Çakar adını yaşatmak istediklerini, bir anıt yapılacağını, yaşadığı sokağa veya bir spor kompleksine adının verileceğini söyledi. 15 Temmuz’dan beri hep söylüyorum, yapılan kötülüğü unutmayın.

FETÖ’nün tek beklentisi zaten bu. Siz acılarınızı unutacaksınız, onlar “mağdur edebiyatı” yapıp üste çıkacaklar. Buna izin vermeyin, unutmayın. Unutmayın asıl unutursanız acınacak hale gelirsiniz.

‘Hain abimle aynı soyadını taşıyamam’

29 Ağustos 2018, Çarşamba 05:00

Yurtdışına kaçan FETÖ’nün darbeci subaylarının 15 Temmuz darbesi ile ilgili “kontrollü darbe, tiyatro” konulu yalanları tutmayınca FETÖ bu kez dezenformasyon ve yalanlar ile algı operasyonları yapmak amacıyla örgüt üyesi firari eski subayları devreye soktu. Bunlardan Serkan Tezgel ve Cafer Topkaya’nın ana, babalarına iftira atacak, ailelerini reddedecek kadar gözü dönmüş hallerini daha önce anlatmıştım. En son, eski binbaşı FETÖ üyesi Cafer Topkaya’nın, Türkiye’de CIA’nın suda boğulma hissi yaratan “waterboarding” işkencesi yapıldığını iddiasını da araştırdım. Yabancı gözlemcilere açık alan cezaevleri ile ilgili raporlarda bu yönde bir tespit olmadığı belirtildi. Bu yönde adli makamlara yansıyan bir başvuru da olmamış.

Ama firari Cafer Topkaya, bu yalanına devam ediyor. Etsin ama bir de beni suçluyor. Twitter hesabından “Yaşadıklarımı ve halen tutuklu olanların yaşadıklarını anlattığımda yabancı gazetecilerin gözleri doluyor, tüyleri diken diken oluyor. Nedim Şener ve benzerleri ise anında hainlikle itham ediyor” diye yazmış. Tam tersi onun iddialarını araştırıyorum doğru çıkmıyor. Cafer Topkaya ve diğerlerinin gözünü kapattığı gerçek şu; ben değil onları en iyi tanıyan aile üyeleri, onların hain olduğunu söylüyor. Önümde Cafer Topkaya’nın kardeşi astsubay R… Topkaya’nın bir dilekçesi var, okuyalım:

“Karadeniz Ereğli Nüfus Müdürlüğüne,

10 Temmuz 2018

1 – 17 senedir taşımakta olduğum şerefli Türk Silahlı Kuvvetleri üniformasına zerre kadar leke getirmemiş bir astsubayım.

2 – Maalesef kardeş olduğum Deniz subayı Cafer Topkaya hain FETÖ/PDY kalkışması esnasında yurt dışında görevli iken 2016 yılı Eylül ayı içerisinde Türkiye’ye gelmiştir ve sırasıyla gözaltı ve tutuklama işlemi gerçekleştirilmiştir. Dava kapsamında 16 ay Sincan F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu kalmıştır ve yapılan yargılama kapsamında 21 Şubat 2018 tarihinde şartlı olarak cezaevinden tahliye olmuştur. 2 Mart 2018 tarihinde de dava süreci devam etmesine ve yurtdışı yasağı olmasına rağmen illegal yollarla daha önce de görevli bulunduğu ve hala eşi ve çocuklarının yaşamakta olduğu Belçika’ya gitmiştir. Olayı öğrenir öğrenmez Karadeniz Ereğli Emniyet Müdürlüğü’ne giderek kendisinin firar ettiği konusunda gerekli ihbarı yaptım. Gerek görülmesi durumunda Karadeniz Ereğli Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nden bilgilere ulaşılabilir.

3 – Vatanına, milletine, görevine ve ailesine bu şekilde ihanette bulunmuş bir kişi ile yasalar nezdinde kardeşlik bağımı ortadan kaldırmam mümkün olmadığından sizlerin de uygun görmesi durumunda aynı soyadını taşımak istemiyorum.

4 – Bu kapsamda uygun görülmesi durumunda ve bakmakla mükellef olduğum eşim ve çocuklarımın TOPKAYA olan soyadlarımızın “K…….N” olarak değiştirilmesini hususunu arz ederim.” Son söz; evet bizim için FETÖ’cüsünüz, ülkenizin, mesleğinizin haini, ailenizin utancısınız bunu bilin.

‘Abim bir hain’

27 Ağustos 2018, Pazartesi 05:00

FETÖ şimdilerde yeni bir taktik geliştirdi. Darbeye doğrudan katılan firari FETÖ’cü askerlerin yurtdışından yazdıkları itibar görmeyince, darbede rol almamış FETÖ’cü olduğu için ihraç edilen subayları algı operasyonlarında kullanmaya başladı.

15 Temmuz ile ilgili yalanları yazarken, TSK’dan emekli babası Taner Tezgel’e bile iftira atacak kadar ileri giden eski Binbaşı Serkan Tezgel bunlardan birisi.

Bir diğeri ise Bylock kullanıcısı olan ve ihraç edilen eski Binbaşı Cafer Topkaya. 16 ay tutuklu kalıp adli kontrolle serbest kaldıktan sonra Belçika’ya kaçan Cafer Topkaya şu aralar Türkiye hakkında “Guantanoma tablosu” çizmekle meşgul.

Yabancı basına söylediklerinin üzerine gidiyorum; Türkiye’de, CIA’nın icat ettiği suda boğulma hissi yaratan “waterboarding” işkencesi yapıldığını söylüyor, araştırıyorum yalan çıkıyor.

Soyadımı değiştireceğim

Bu konuyu daha önce yazmıştım. Yazımdan sonra Cafer Topkaya’nın Deniz Kuvvetleri’nde görevli kardeşi R.Topkaya ile görüştüm. Kardeşi nedeniyle 9 ay önce o da açığa alınmış.

Kurumuna küsmemiş, kendisi hukuki yollardan hakkını aramaya devam ediyor; Cafer Topkaya’nın kaçmasına anlam veremiyor. Kaçana kadar Cafer Topkaya’ya “Abim” diyen R.Topkaya şimdi onun için “O kişi abim değil, bir hain” diyor. Hatta, soyadını değiştirmek için Kaymakamlığa yazılı başvuruda bulunmuş. Kaçmaması konusunda Cafer Topkaya’ya yalvarmış.

Whatsapp’ta yalvarmış

Aralarında geçen WhatsApp yazışmaları bunu gösteriyor. R.Topkaya ile firari Cafer Topkaya arasında geçen WhatsApp yazışması şöyle:

“R.Topkaya: Abi babamgil merak etmişler, ‘iki gündür ulaşamıyoruz’ diye, annem ağlayıp duruyor, bi haber ver şunlara.

C.Topkaya: R… ben Belçika’ya gidiyorum, Türkiye’den çıktım, merak etmesinler diye öncesinden bir şey söylemedim.

R.Topkaya: Abi saçmalama, ne demek Belçika?

C.Topkaya: Eve varınca detaylı konuşuruz.

R.Topkaya: Dava ne olacak, imza atacaksın bilmem ne, yapma Allah aşkına dön. Her şey kötü olacak, beni de yakıyorsun bak etme.

C.Topkaya: 16 aydan kötüsü ne olabilir.

R.Topkaya: Bu mu, abi biz ne yapacağız?

C.Topkaya: Kardeşim ben 16 ay değil 16 yıl da yatsam onlar keyfi davranmaya devam edecek. Benim orada olmam senin adına garanti değil. Öyle olsa ben zaten içerdeyken seni açığa almazlardı. Ama işin yolunda gitmesinde faydası olacaksa beni evlatlıktan reddetme dahil her şeyi yapabilirsiniz.”

Bylock kullanıcısı Cafer Topkaya tüm ilişkileriyle tam bir FETÖ’cü. Zaten firar etmesi, ilişkileri ve yurtdışındaki durumu bunu kanıtlıyor. FETÖ’cülük işte böyle bir şey: Arkasında bıraktığı ailesini reddedecek kadar beyinleri yıkanmış insanlar.

Cafer Topkaya da “Beni evlatlıktan reddedebilirsiniz” diyor. Daha önce de yazmıştım; vatanını satan babasını satmaz mı? Babasını satan ailesini satmaz mı?

FETÖ’cülerin çözemediği Baki Özilhan ile “Mavi Tur” şifremiz!

24 Ağustos 2018, Cuma 16:13

Deneyimli gazeteci Baki Özilhan vefat etti. Mekanı cennet olsun ailesine ve sevenlerine başsağlığı dilerim.

Baki Özilhan adını ne zaman duysam, aklıma Ergenekon Terör Örgütü Üyesi diye gözaltına alındıktan sonra 5 Mart 2011 günü FETÖ’cü savcı Zekeriya Öz’ün aldığı ifadem gelir.

Dosyada aleyhimdeki delillerden birisi gazeteci Baki Özilhan ile yaptığım bir telefon konuşmasıydı.

 

(Baki Özilhan)

3 Ağustos 2009 günü Baki Özilhan ile aramızda şöyle bir telefon görüşmesi geçmişti.

“B.Özilhan: Ya bir takım şeyleri paylaşmak istiyorum benim bir arkadaşım vardı da, izlediği konuyla ilgili bir şeyler aktarmak istiyorum ama ne yapsak, nasıl yapsak.

N.Şener: Şey konuştuğumuz konuyla ilgili mi?

B.Özilhan: Bilmiyorum yani ben şeylere çok fazla yani hava durumuna falan çok fazla güvenmiyorum, çıkarız tatil yaparız şu olur bu olur gideriz ondan sonra da biliyorsun bu dalga malga hikayesi mavi tur zamanı geçiyor galiba, ani dalgaya yakalanmayalım diyorum.

N.Şener: Anladım peki siz bana bir öneri söyleyin öyle yapalım.

B.Özilhan:O zaman ben bir düşüneyim de senin de aklına yeni bir formül gelirse onu yapmaya çalışalım yani ben düşüneyim nasıl…Olmazsa konuşuruz ama sonuç olarak zaten turu düzenleyen arkadaş diyor ki ‘Ya çok uygun değil koşullar diyor çünkü ben artık diyor turculuk murculuk yapmıyorum. Ben daha üst düzeyde görev aldım şimdi o turistlerle uğraşmıyorum ben yapacağımı yaptım bugüne kadar her şeyi ortaya koydum netleştirdim’ diyor.

N.Şener: Anladım bilinen adam ya, bu mavi turlar konusunda bilinen adam zaten yani…”

FETÖ’cü polislerin tape haline getirdiği konuşmayı hatırlatan FETÖ’cü savcı Zekeriya Öz, bombayı soru şeklinde şöyle patlatmıştı; “Baki Özilhan’la şifreli bir şekilde yaptığınız bu konuşmayı açıklayınız? Görüşmede “Yani dalgaya yakalanmayalım” diyerek ne ifade edilmektedir? Görüşmede geçen “DALGA” “TUR” “TURİST” ve “HAVA DURUMU” kelimeleri ne anlama gelmektedir?”

Kulaklarıma inamamıştım, avukatlarımla birbirimize bakıp gülmüştük.

FETÖ’cüler, “Mavi Tur, Dalga, Turist, Turizm, Hava Durumu”kelimelerini şifre zannetmişti.

Evet güldüm ama soru saçma olsa da cevap cevap olarak şunu söylemiştim; “Baki Özilhan CHP Basın Danışmanıdır. Baki Özilhan benim ödül aldığım törene geldi ve orada çok önemli bir yolsuzluk dosyası olduğunu, bir arkadaşının bu konuya vakıf olduğunu söyledi. Ama dosya gelmediği için içeriğinden haberdar olamadım. Burada “Dalga”, “Tur”, “Turist” ve “Hava Durumu” kelimeleri şifreli kelimeler değil, Baki Özilhan’ın tatile çıkacağı Mavi Turla ilgili konuşmalardır. ‘Dalgaya yakalanmayalım’ dediği konu da Mavi Turla ilgili konudur. Böyle kelimelerin geçmesi son derece normaldir. Bu konuları Baki Özilhan’a sorarsanız o da size teyit edecektir zaten.”

İşte FETÖ’cüler Ali Fuat Yılmazer ile Zekeriya Öz gibilerin yönettiği Ergenekon operasyonu böyle bir şeydi.

Mavi Tur’un ne olduğundan habersiz FETÖ takımı bu konuşmadan örgüt üyeliği çıkarmaya çalışıp, Baki Özilhan ile konuşmamızdan delil üretmeye kalkmıştı.

Aynı dosyada yer alan gazeteci Musa Ağacık ile yaptığım telefon konuşmasında binlerce yıl önce yaşamış Hitit Kralı Şuppulilima’nın ismini kod adı zannedenlerden başka ne beklenir.

O günler geçti ama işte olaylar kendisini zaman zaman hatırlatıyor.

Bu da Baki Özilhan ile aramızda bir anı olarak kaldı, mekanı

FETÖ’nün devletle mücadelesi!

24 Ağustos 2018, Cuma 05:00

Devlet 17/25 Aralık 2013 sonrası Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak başlattığı mücadeleyi 15 Temmuz darbe girişimden sonra doğal olarak Fethullahçı Terör Örgütü ile mücadeleye dönüştürdü.

Şimdi bu mücadele ile ilgili ağustos ayı itibarıyla istatistikler paylaşacağım, bir de tehlikeye dikkat çekeceğim.

FETÖ/PDY kapsamında hakkında işlem yapılan kişi sayısı; 31 Temmuz 2016 günü 50 bin 249 kişi iken, 31 Temmuz 2017’de yani bir yıl sonra rakam 293 bin 940 kişiye çıktı. 3 Ağustos 2018 itibarıyla FETÖ kapsamında hakkında işlem yapılan kişi sayısı 454 bin 482 kişiye ulaştı.

Şu anda soruşturma ve kovuşturma kapsamındaki toplam dosya sayısı 150 bin 270. Soruşturma aşamasında olan dosya sayısı 100 bin 129, yargılaması devam eden yani kovuşturma aşamasındaki dosya sayısı 50 bin 78. FETÖ kapsamında, soruşturma, inceleme dahil hakkında işlem yapılan toplam 454 bin 482 kişi iken bugüne kadar toplam 206 bin kişi gözaltına alındı.

Bunlardan 78 bini serbest bırakıldı. Gözaltı ya da tutuklama sonrası adli kontrolle serbest bırakılanların sayısı 83 bini buluyor. Bugüne kadar yaklaşık 85 bin 500 kişi de tutuklanarak cezaevine girdi.

Cezaevine giren 85 bin 500 kişiden yaklaşık 53 bin kişi daha sonra serbest bırakıldı. Halen FETÖ kapsamında tutuklu olanların net sayısı ağustos ayı itibarıyla 32 bin 647 kişi.

Yalan ve iftira ile algı operasyonu

İşte dikkat çekmek istediğim tehlike, yani “FETÖ’nün devlet ile mücadelesi” tam bu noktada başlıyor. FETÖ dünyanın 100’den fazla ülkesindeki binlerce örgüt elemanıyla Türkiye hakkında kötülük üretmeye çalışıyor.

Fiilen 7 gün 24 saat yalan ve iftirayla algı operasyonları gerçekleştiriyor. FETÖ Türkiye’deki etkinliğini ise hapishaneden çıkan bazı üyeleri üzerinden sağlamaya çalışıyor. Hepsini kastetmiyorum ama hapishaneden tahliye olan yaklaşık 53 bin kişi içinden bazı isimler, örgüt üyelerinin saklandığı “gaybubet evlerinde” yakalanıyor ya da “örgüt toplantısında” veya “para toplama” işlerinde suçüstü ele geçiriliyor.

Bazıları da yurtdışına kaçıyorlar, en uzman oldukları, “algı operasyonları”na katılıyorlar. Son zamanlarda yurtdışına kaçan FETÖ’cü subayların yazdıklarını okuyorsunuzdur.

Türkiye hakkında yabancı gazetecilere yalanlar söyleyip algı oluşturuyorlar. Hepsinin yalanları birbirinin aynı. O gazeteciler araştırmayınca FETÖ’cülerin iddialarını araştırmak bize kalıyor. Onlar ne yaparsa yapsın, Türkiye yalnızca hukuk içinde ve gerçeklerle FETÖ ile mücadeleden başarılı çıkacaktır.

Vatanını satan babasını satmaz mı?

22 Ağustos 2018, Çarşamba 05:00

FETÖ’nün insanları nasıl bu derece mankurtlaştırdığını çok merak ediyorum. Dün bunun bir örneği ile karşılaştım. “Ankesörlü hat” operasyonundan TSK’dan atılmış Binbaşı Serkan Tezgel, yurtdışına kaçmış ve sosyal medyadan bir mektup yayınlamış. Türkiye ile ilgili bir çok yalanı art arda sıralamış, bunların önemi yok. Ama inandırıcı olsun diye eski bir asker olan babasının adını karıştırmış.

Babası Tamer Tezgel de sadece oğlunun yalanlarına açıklık getirmek için Twitter’da hesap açıp cevap vermiş. Yazdıklarını okuyunca ne demek istediğimi anlayacaksınız:

Oğlum, 2009 yılından beri bir kez bile arayıp sormadığın babanı Eylül 2016’da arayarak görüşmek istediğini belirttin. O kısacık görüşmede evlendiğini, Harp Akademisi’nde okuduğunu, kurmay subay olduğunu, Amerika’da ordu namına okuduğunu, orada bir kızın olduğunu BURUK bir sevinçle dinledim. Bu görüşmemizde 15 Temmuz FETÖ kalkışmasında ne yaptığını sorduğumda, geminin tamirde olduğunu, izinde bulunduğunu, olay ile ilgili hiçbir şey bilmediğini, o şerefsiz hainler içinde asla olmadığını yemin ederek bana söylemiştin.

‘Tek kurşunla vururdum’

Ben de sana; o şerefsizlerin içinde olsaydın seni tek kurşunla vuracağımı söylediğimde bizden (başçavuş bir büyükbaba ve üç subay evlattan ibaret Tezgel ailesinden) hain çıkmayacağını söylemiştin. Yazının bazı bölümlerinde “Babam bana şunları söyledi” veya “Babam şöyle düşünüyor” diyerek girişler yapmışsın. Bunlardan biri “Babam emekli subay arkadaşlarıyla Sarıyer Orduevi’nde belirli toplantılar yaptı” diyorsun.

Bak oğlum, sana söylemediğim şeylerle beni zan altında bırakma. Ben iki yıldır toplasan 3 kez Sarıyer Orduevi’nde akşam yemeğine gitmişimdir. Bu da toplam iki saattir. Ayrıca MİT ve derin devletten bahsettiğimi yazmışsın. Ben ne MİT, ne bit, ne derin devlet bilirim. Ben 1984 yılında emekli olmuş bir kişiyim. Ayrıca sınıf arkadaşım eski Gen. Kur. Bşk. Hulusi Akar ve hiç tanımadığım, görüşmediğim Hakan Fidan’ın FETÖ’cü olduğunu sana söylediğimi yazmışsın. Bunları nereden uyduruyorsun? Darbeden önce Hulusi Akar’a darbeyi bildirdiğime dair mektup yazdığım yalanına cevap dahi vermek istemiyorum. Bir de, hayatımda hiç tanımadığım Cihan Yaycı denilen adamın FETÖ’cü olduğunu sana söylediğimi yazmışsın. Hiç bilmediğim elalemin adamına nasıl böyle iftira atabilirim? Son olarak da, bir iftiraya kurban gittiğini bana söylemiştin. Ben de sana; suçsuzsan, git Deniz Kuvvetleri hakimine savunmanı ver, ‘Onlar doğru karar verirler, aklanırsın’ demiştim. Ben bir baba olarak hâlâ senin suçsuz olduğuna inanıyorum. Onurlu bir şekilde savunmanı ver, kaçma ve aklan. Son bir sözüm, tweet’lerle kendini temize çıkaramazsın. Gel ifadeni ver, bir an önce aklan.

Baban…

Boşuna çabalamayın Tamer Bey, vatanını satan babasını satmaz mı?

ABD basınının PKK’lı kahramanı!

20 Ağustos 2018, Pazartesi 05:00

Şimdi size dünyanın neresinde yazılırsa yazılsın suç olan bir cümle kuracağım: “Amerika, Pakistan’da düzenlediği saldırıda El Kaide liderini öldürdü. Ancak bu radikal İslamcı militan, İslam coğrafyasını tehdit eden güçlere karşı savaşanların gözünde bir kahramandı, çünkü onlara yardım etmiş, ilham vermişti.”

Böyle bir cümle dünyanın neresinde söylenirse söylensin, neresinde yazılırsa yazılsın asla gazetecilik değildir, başta da söylediğim gibi suçtur. Hem de terörü ve teröristi övme suçudur. El Kaide, başta Amerika’daki 11 Eylül saldırılarında olmak üzere dünyada binlerce masum insanı katleden bir terör örgütü, Usame Bin Ladin de teröristtir.

NYT gazeteciliği!

Şimdi size Amerika’nın dünyaca ünlü New York Times gazetesinde, Türk Hava Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’ta düzenlediği operasyonla öldürülen terör örgütü PKK’nın kilit isimlerinden İsmail Özden (Kod adı Mam Zeki Şengali) için yazılanö ifadeyi okuyalım; “Türkiye, Irak’a düzenlediği hava saldırısında PKK’lı lideri öldürdü. Ancak bu Kürt militan; DEAŞ tarafından tehdit edilen Kuzey Irak’taki Yezidiler için bir kahramandı, çünkü onlara yardım etmişti.” Dünyaya, demokrasi, hukuk, insan hakları, ifade özgürlüğü dersleri veren Amerika ve basının hali bu; eğer işine yarıyorsa bir terör örgütü ile bile müttefik olabilir. Amerikan yönetimi yeni “müttefiki” PKK’nın Suriye kanadı YPG’ye 5 bin TIR dolusu silah ve mühimmat verirken, Amerika’da basının dili de buna göre değişiyor. Amerika tarafından da “terör örgütü” olarak tanınan PKK basında bir anda terör örgütü olmaktan çıkıyor, öldürülen PKK yöneticisi ise “kahraman” ilan ediliyor.

Birkaç hafta önce Newsweek dergisi de PKK ile ilgili benzer bir tutum almış, yazının sonunu da aslında ABD yönetiminin kafasından geçen şu cümle ile bitirmişti; “Özgür dünya Erdoğan’a karşı ne kadar çabuk davranırsa, dünyamız o kadar güvende olacaktır. Türkiye dönüştürülmelidir.”

ABD+FETÖ+PKK

Türkiye’ye Rahip Brunson üzerinden baskı yapan, yaptırım üzerine yaptırım kararı alan Amerika, himaye ettiği Fetullahçı Terör Örgütü lideri Gülen ile ilgili en somut delillere sırtını dönüyor, gönderilen dosyaların kapağını bile açmıyor, terör örgütü PKK’yı destekliyor. Bu gelişmeleri yalnızca ABD Başkanı Trump’ın tutumuna bağlayanlar ciddi yanılgı içinde. Çünkü ABD yönetimi açık-kapalı tüm güçleriyle Türkiye’nin üzerine çullanacak. Evet artık, “stratejik ortak” Türkiye ABD için stratejik hedeftir.

Ateşe su taşıyan karınca

17 Ağustos 2018, Cuma 05:00

Önümde bir kitap var, yazarı Tayfun Uzbay. Adı, “Hazdan Bağımlılığaİnsan Neden Bağımlı Olur?”

Teknoloji, alışveriş, seks, kumar ve her türlü madde bağımlılığı konusunda inanılmaz bilgiler ve mücadele yolları anlatılıyor. Buraya kadar çok bildik bir özet oldu. Şimdi size yazar Tayfun Uzbay’ı anlatayım, farkı öyle anlayın; Uzbay, 1982 yılında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldu. 1992’de Gülhane Askeri Tıp Fakültesi’nde Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı’nda doktora eğitimini tamamladı. 1995 yılında doçent oldu. 1997-1998 yıllarında TÜBİTAK ve Kuzey Teksas Üniversitesi bursları ile ABD’de Kuzey Teksas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Merkezi’nde ve 1999’da İtalya’da, Cagliari Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Toksikoloji Bölümü’nde araştırıcı öğretim üyesi olarak çalıştı. 2003 yılında profesör oldu. 2003-2011 yılları arasında GATA Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı, 2011-2013 yılları arasında GATA Yüksek Bilim Konseyi Üyesi olarak çalıştı. 2003-2012 yılları arasında TÜBİTAK Ulakbim Türk Tıp Dizini Kurulu Üyeliği ve 2004-2012 yılları arasında Sağlık Bakanlığı Madde Bağımlılığı Tedavi Usulleri Bilim Komisyonu Üyeliği görevlerinde bulundu. Türkçe 9, İngilizce 1 kitabı, 108 bilimsel makalesi yayımlandı. Çalışmalarıyla sayılamayacak kadar çok ödül aldı. 2009 yılında GATA’da görevliyken şizofreni hastalığının oluşumu, tanısı ve tedavisine yönelik ilaç adayı üç molekülün incelemeli patentini aldı.

Kumpas mağduru

Eğer şizofreni hastalığının tedavisi ile ilgili çalışmaları geliştirilebilseydi, ABD’dekiler dahil, kitlelerin ilaç bağımlılığı ile milyarlarca dolar kazanan ilaç şirketleri dünyayı sömüremeyeceklerdi. Peki ne oldu? Tayfun Uzbay, patenti aldıktan kısa süre sonra FETÖ’cülerin kumpasıyla hapse atıldı. Önce “sahte evrak düzenleme” suçlamasıyla dava açtılar, beraat etti. Yetmedi, İzmir Casusluk Soruşturması’nda, üç kız ve hayali “Ferit Yuvarlak” isimli bir travesti aracılığı ile askeri yetkililerin özel hayatları konusunda bilgi toplama iddiasıyla tutuklandı. 2012’de 9 ay hapishanede kaldı. Tahliye olunca GATA’ya döndü, FETÖ’cüler tekrar hakkında dava açtı. Artık dayanacak gücü kalmadı ve 2013’te emekli oldu. Şimdi Üsküdar Üniversitesi’nde çalışmalarına devam ediyor. Telefonda konuştum, yeni kitap çalışmalarından söz etti, GATA’daki laboratuvarı Üsküdar Üniversitesi’ne taşımayı başarmış. En güzel cümlesini sonunda söyledi: “Ne yapalım? Evet, haksızlığa uğradık ama karıncanın ateşe su taşıması gibi biz ülkemiz için çalışmaya devam ediyoruz.”

Ergenekon sanığı Kral Şuppiluliuma

16 Ağustos 2018, Perşembe 05:01

POSTA gazetesi ekibi olarak kısa süren Hatay gezisinde hak ettiği kadar zaman ayıramadığımız yerlerden birisi ‘Hatay Arkeoloji Müzesi’ oldu. Toprağın altından çıkarılan binlerce eser müzede keşfedilmeyi bekliyor.

Müzede karşımıza 1.5 metre uzunluğunda, 1.5 ton ağırlığında bir heykel çıktı.

İnanılmazdı, yıllardır adını duyduğum Hitit Kralı Şuppiluliuma, çakmak çakmak gözleriyle karşımdaydı.

DAVA ARKADAŞIM

Kral Şuppiluliuma ile 2009’a dayanan çok özel bir ‘hukukumuz’ vardır. 2011’de tutuklandığım Ergenekon operasyonunda deliller arasında telefon dinleme kayıtları da yer alıyordu. Bir nevi dava arkadaşım yani!

Dava dosyama giren o kayıtlardan birisi de gazeteci Musa Ağacık ile yaptığım telefon görüşmesiydi.

Musa Ağacık bir gün telefonla beni aramış. Sekreter arkadaşımız, “Kim arıyor diyelim?” diye sormuş. Musa Ağacık da, “Hitit ülkesi Hattuşaş’tan Nedim yoldaşımın mücadelesine gönülden selam, Şuppiluliuma’nın torunu Musaluliuma dersiniz” demiş.

ADI DOSYADA

Böylece 3 bin 500 yıl önce yaşamış Hitit Kralı Şuppiluliuma’nın adının geçtiği telefon konuşması da deliller arasına girer. Musa Ağacık’ın ne kadar esprili olduğundan habersiz polisler Şuppiluliuma’nın 3 bin 500 yıl önce yaşadığını nereden bilsin!

FETÖ üyesi polisler kimbilir Şuppiluliuma’nın kim olduğunu araştırmak için neler yapmışlardır.

O gün bugündür ne zaman ismini duysam bu yaşadığım trajikomik olayı hatırlarım.

O yüzden müzede Şuppiluliuma’nın heykeli beni çok şaşırttı. Kral Şuppiluliuma’nın heykeli ve olağanüstü mozaik koleksiyonu Hatay’ın bence kıymeti bilinmemiş bir hazinesi. Dünyada benzeri bulunmayan eserler için ziyarete açık alanları ve depolarıyla 35 bin metrekare alana sahip müze, Hatay’ın turizm merkezi olması için yeter de artar bile.

Bir millet uyanıyor

15 Ağustos 2018, Çarşamba 05:00

15 Temmuz darbe girişiminin arkasındaki güç olan Amerika, darbeden umduğu sonucu alamayınca bu kez aradan taşeron FETÖ’yü çıkardı, işi kendisi üstlendi.

Yaşadığımız ekonomik dalgalanma yalnızca, ne Rahip Brunson ne Trump ve attığı tweet ne de ekonomik gerekçelerle açıklanabilir. Tek derdi ülkesi olan ve ekonomiden anlayan herkesin ortak görüşü bu. Türkiye, Amerika’nın Ortadoğu’daki oyununu bozdukça, Pentagon ve CIA dahil açık-kapalı tüm yapılarıyla Amerika, Türkiye’yi hedef alıyor. Bunun için Amerika, 2013 yılından beri hedefine kilitlenmiş, tek derdi Erdoğan’ı düşürmek.

FETÖ eliyle 7 Şubat 2012’de MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın tutuklanması girişimi, 17/25 Aralık 2013 operasyonları, 2014 MİT TIR’larının durdurulması, 15 Temmuz darbe girişiminin ortak amacı aynıydı. FETÖ’cülerin taşıdığı deliller ve FETÖ’cü tanıklarla 17/25 Aralık davasını Amerika topraklarında görmeye çalışması da bunun işaretiydi. Taşeron FETÖ ve Amerika ortak amaçlarına ulaşamadılar. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, “Darbenin arkasında ABD var” sözü, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından duyduğumuz, “Darbe ile yapamadıklarını parayla yapmaya çalıyorlar” cümlesi bize saldırının adresini ve amacını veriyor. Asıl önemlisi Türk milleti bunu anladı, tıpkı 15 Temmuz akşamı gibi topyekun savunmaya geçti. Elbette o gece olup biteni köşesinden izleyen, bugün de “Aynı gemide değiliz” diyenler yok değil.

Gemiyi terkeden fareler

Gemiyi ilk terkeden farelerle ya da en yakın filikaya atlayanlarla aynı gemide olmamız mümkün değil. “Aynı gemide değiliz” diyenleri 15 Temmuz akşamı da görmüştük; Benzin istasyonlarında, marketlerin önünde makarna kuyruğunda, ATM’lerin önünde para çekme derdindelerdi. Nitekim İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali önceki gün bu konuya şu cümleyle katkıda bulundu; “15 Temmuz’da çok ciddi bir döviz satışı görmüştük, bu defa daha dengeli.” Filikalara atlayıp kendini kurtaracak başka gemi peşine düşenler merak etmesin. Nasıl olsa onları toplayacak bir gemi gelir, kurtulurlar. Türk halkının derdi 10 bin kilometre uzaktan atılan torpidonun gemide açtığı gediği kapatmak. Bu gemiyi batacak zannedenler, bir kez daha yanılacak.

Bakın, kimi yurttaşlar elindeki dövizini bozduruyor, kimi dövizini bozduranlardan minübüs ücreti almıyor, kimi berber Amerikan tıraşını yapmıyor, kimileri de bunlarla dalga geçiyor. Bu operasyonu çekenlerin amacı halkta panik yaratıp, bankaların önünde kuyruklar oluşturmak. Oysa, onlar ne yaparsa yapsın bir millet uyanıyor. Çünkü, o küçümsemeye çalıştıkları insanlar ülkesine yapılan saldırıya karşı yüksek bir bilinçle savunma yapıyorlar. Atatürk’ün söylediği gibi, “Türk milletinin karekteri yüksektir” ve “Bağımsızlık karakteridir.” Evet, bir millet uyanıyor.

Ulusal güvenlik sorunu Amerika

13 Ağustos 2018, Pazartesi 05:00

Türkiye-Amerika ilişkisinin dinamiklerini iyi bilen ve eski Başbakanlardan Ahmet Davutoğlu’nun danışmanlığını da yapmış olan Etyen Mahçupyan’ın, 29 Temmuz 2016 tarihli Karar gazetesinde kaleme aldığı yazısı “Darbenin arkasında Amerika yok mu?” başlığını taşıyordu.

Yazı başlığı ile içeriği ters orantılıydı: Bizi 15 Temmuz darbesinin arkasında Amerika’nın olmadığına ikna etmek için akıl yürütmeler yapıyordu.

Yazının en önemli ve bugün için anlamlı olan satırlarında ise hepimizi ortak düşünmeye çağırıyordu; “…Diyelim ki ABD’nin derdi Erdoğan’dan kurtulmaktı ve bunun ancak istikrarsızlık pahasına mümkün olduğunu düşündü. İyi de, bunun için darbe yapmaya gerek yok ki…” Peki neye gerek varmış? Mahçupyan iki maddede onları da yazmıştı.

Birincisi şu: “İktidarın Kürt, Alevi ve laik kimlikler nezdinde gelip dayandığı tıkanma noktaları var ve bu fay hatlarının iç içe geçirilerek kaşınması zaten istenen sonucu verebilir.” Mahçupyan’a göre ikincisi ise şu; “Hele sıkışmış olan ekonominin dış finans kaynaklarını kesecek birkaç adımın da aynı anda atılması durumunda…”

15 Temmuz’un devamı

İşte tam Mahçupyan’ın iki yıl önce yazdığı noktadayız. 15 Temmuz ile başaramadıklarını, “sıkışmış ekonominin dış finans kaynaklarını kesecek birkaç adımın aynı anda atılması” durumu ile karşı karşıyayız. Dikkat ederseniz, “Kürt, Alevi ve laik kimlikler” üzerinden gerginliklerin de başladığını görebilirsiniz. Peki ne oldu da iki yıldan beri tutuklu olan Brunson birden ABD’nin aklına geldi?

O sadece ABD’nin iç siyaseti ile Türkiye’ye karşı yapılan operasyon için seçilmiş bir araç oldu. ABD’yi bu operasyona götüren olay ise 24 Haziran seçim sonuçları. Türkiye, Kudüs’ü başkent kabul etmesinde, Suriye politikasında ABD’nin karşısında durdu. Terör örgütü PKK’ya da silah desteği veren ABD’nin, güney sınırlarımızın güvenliğini tehdit eden Ortadoğu politikası tıkanmışsa bunda Türkiye’nin rolü büyük. Türkiye’nin Rusya ve İran ile ilişkilerinin boyutundan rahatsız olan ABD, mevcut siyasi çatışmayı Türkiye içinde bir ekonomik krize dönüştürme gayretinde. Terör örgütleri PKK’ya silah ve para desteği veren FETÖ’yü himaye eden ABD, son ekonomik saldırılarla Türkiye açısından en üst düzeyde ulusal güvenlik sorunudur. Yoksa, bizzat Trump tarafından atılan bir tweet ile ABD’nin ulusal güvenliğini tehdit ettiği gerekçesiyle Türkiye’den ithal ettiği alüminyumun vergisinin iki katına çıkarılacağının duyurulmasının başka anlamı var mı? Tüm bunlar Türkiye’ye çekilen operasyonu göstermiyor mu? Yok göstermiyor diyenler, ABD’nin bundan sonra atacağı adımları izlesinler. Buna karşı yapılacak tek şey; kararlı ve onurlu duruştur.

FETÖ ‘Ergenekon’u neden bulamadı?

10 Ağustos 2018, Cuma 05:00

81 ildeki emniyet istihbarat şube müdürünün 74’ü, 7 bin istihbaratçının 6 bin 500’ü, TSK’deki generallerin yarısı, kurmay subayların yüzde 74’ü FETÖ’cüydü. Askeri hakim ve savcıların neredeyse tamamı, Genelkurmay istihbaratı FETÖ’nün elindeydi. MİT’te iki numaralı isim ve yüzlerce personel FETÖ’cü çıktı. Peki, devlete bu kadar sızmış ve 2007 yılında “Ergenekon Örgütü”nün peşine düşen FETÖ, neden bununla ilgili tek bir kayda ulaşamadı? Hem de Kozmik Oda’ya girip, dijital ortamda belgeler üzerinde “Ergenekon” kelimesini taramalarına rağmen. Çünkü böyle bir örgüt yoktu da ondan.

Herkes bu örgütü FETÖ’cülerin uydurduğunu sanıyor. Oysa böyle bir örgüt olduğunu ilk ortaya atan eski bir deniz binbaşı Erol Mütercimler’di.

Ergenekon’u, 1991 yılında suikast ile öldürülen emekli orgeneral Memduh Ünlütürk’ten 1988’de duyduğunu anlatıyor. Mütercimler’in bir başka tanığı ise 1992 yılında suikaste kurban giden eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Kemal Kayacan. Nedense Mütercimler, “kulak tanığı” olduğu bu çok önemli bilgiliyi suikastlerin hemen arkasından değil de 5 yıl sonra 1997 yılında ilk kez açıklıyor. Sonrası malum; yıllar sonra bu sözler Ergenekon operasyonlarının temeli oluyor.

Yalanı çıkınca kızdı

Kendisi de 2008’de Ergenekon’dan gözaltına alındı. FETÖ’cü savcı Zekeriya Öz, ben dahil herkesi tutuklarken onu serbest bırakmıştı. “Ergenekoncu” diye 2011 yılında gözaltına alındığımda beni sorgulayan Öz, “Ergenekon diye bir örgüt biliyor musun?” diye sormuş, “Hayır” cevabı verdiğimde de, “Nasıl yani Erol Mütercimler’in açıklamalarını, Can Dündar’ın kitabını da mı okumadın” diye karşılık vermişti. Yıllar geçti, operasyon üzerine operasyon yapıldı, devletin her yerine sızmış FETÖ üyesi, asker, polis, istihbaratçı, bürokratlar bir türlü Ergenekon örgütünü bulamadı. Nitekim Yargıtay 9 yıllık yargılamanın sonunda 2016’da Ergenekon’un varlığına ilişkin somut delil ortaya konulamadığını açıkladı.

Bunu niye yazdım; Çünkü son zamanlarda beni hedef alanlar arasına, FETÖ, PKK, Adnan Oktarcılar yanında Haydar Baş’ın adamları da katıldı. Mütercimler de onların televizyonunda saldırıp duruyor. Sebebini de söyleyeyim, Mütercimler, bana “Efkan Ala 15 Temmuz’da Gürcistan’a kaçıyordu” yalanını ortaya çıkardığım için çok kızgın. Önce telefonda, “Senin canına okuyacağım” dedi, sonra da gitti Haydar Baş’ın kanalı Meltem TV’de, benim hakkımda yalanlar sıraladı. Ancak, 1.5 yıl sonra Bakan’ı arayıp özür diledi. Açıklamasında ne dedi biliyor musunuz; “Bana o bilgiyi iki AKP’li milletvekili verdi.” Kim onlar? İsim yok.

Tanığı, ölmüş iki generalden olanın kaynağı da “isimsiz AKP’liler” oluyor.

İkiyüzlüler ve sahtekarlar

08 Ağustos 2018, Çarşamba 05:01

Dün ortaya çıkan bir habere bir yandan çok şaşırdım, öte yandan hiç şaşırmadım. Habere göre Büyük Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Haydar Baş’ın 3 milyon TL’lik mal varlığına tedbir konmuş. Yurtdışına çıkışı da yasaklanmış.

Sebebi tuhaf bir olay; Doktor Mustafa Eraslan isimli şahsın 6 milyon lira değerindeki malvarlığını zorla üzerine geçirtip boş senet imzalatmış. Epeydir süren mahkemede savcı, Haydar Baş hakkında “Yağmaya azmettirme” suçundan, 10 yıla kadar hapis cezası istemiş.

Haberin bir de şaşırmadığım yönü vardı: Cumhuriyet Savcısı Ercan Altuncu esas hakkındaki mütalaasında, Haydar Baş’ın liderliğini yaptığı cemaat yapılanmasının söz konusu olduğu, şikayetçiler Mustafa ve Meral Eraslan’ın da cemaat ile mensubiyet ilişkisi içerisinde oldukları belirtildi.

Zaten olay çoğunlukla, “Haydar Baş’ın cemaat yapılanması” diye haber yapıldı.

Belki de böyle haber yapanların şaşkınlıklarını hoş görmek gerek. Çünkü Haydar Baş, son yıllarda “Atatürkçü” kimlikle kamuoyuna çıkmaya çalışıyordu. Hatta “Hoş Geldin Atatürk” adını taşıyan kitabı bana da gönderildi. O zaman güldüğümü hatırlıyorum, azıcık Haydar Baş’ı takip edenler neden güldüğümü anlamıştır sanırım.

2009’da yazdıklarım

Çünkü 2009 yılında yazdığım “Ergenekon Belgeleri’nde Fethullah Gülen ve Cemaat-Destek Yayınları isimli kitabımda Haydar Baş’ın lideri olduğu tarikat ile ilgili raporlara da yer vermiştim. Genelkurmay Başkanlığı’nın Mayıs 2002 tarihli tarihli bir raporunda Kadiri Tarikatı ve Haydar Baş ile ilgili şu bilgiler veriliyordu: Amacı: Devletin; sosyal, iktisadi ve hukuki temel nizamlarını dini esas ve inançlara göre düzenlemektir. Stratejisi: Anılan grup, devlet ile kavgalı olmamaya özen göstermekte, bu amaçla Atatürk’e ve TSK’ya sahip çıkmakta, siyasi faaliyet göstererek etkinliğini arttırmakta, eğitim ve basınyayın faaliyetlerine özel önem vererek taban genişletmeye çalışmaktadır.

Günümüzde faaliyet gösteren önemli Kadiri grupları;

1 – Prof. Haydar Baş Grubu,

2 – Galip Hasan Kuşçuoğlu Grubu.

Raporun son kısmında, Haydar Baş ile ilgili şu not yer alıyordu: Tarikat, lideri Haydar Baş’ın kişisel yaşantısına ve MİT ile varlığı iddia edilen ilişkisine duyulan tepki nedeniyle diğer tarikat ve cemaatler tarafından desteklenmemektedir.”

İddiaların doğru olup olmadığını değerlendirmeyeceğim, mahkeme Haydar Baş ile ilgili bir karar verecektir.

Benim derdim tıpkı İslamiyeti kişisel çıkarları için kullanan din tüccarları gibi Atatürk’ü perde olarak kullananlarla.

İslamiyeti bu din tüccarlarından, Atatürk’ü ise iki yüzlü sahtekarların kullanımından kurtarmak gerekiyor. Düşünsenize Adnan Oktar’ın bile iki cilt Atatürk kitabı yazdığı bir ülke burası.

15 Temmuz bitmedi…

06 Ağustos 2018, Pazartesi 05:00

Amerika, taşeron olarak kullandığı Fethullahçı Terör Örgütü eliyle gerçekleştirmeye çalıştığı ancak amacına ulaşamadığı 15 Temmuz darbe girişimine devam ediyor.

Tıpkı 15 Temmuz öncesi 2016 yılında olduğu gibi mesaj yine basın üzerinden geliyor. Haftalık Newsweek dergisinde asla bir gazetecilik eleştirisi ya da yorumu sayılmayacak derecede operasyonel bir yazı kaleme alındı.

Yazının son cümlesi şöyle bitiyor; “Özgür dünya Erdoğan’a karşı ne kadar çabuk davranırsa, dünyamız o kadar güvende olacaktır. Türkiye dönüştürülmelidir.” Bu bir eleştiri değil, niyet beyanı; dünyanın hiçbir yerinde hiçbir gazeteci, bir halkın serbest seçimlerle iktidara getirdiği Cumhurbaşkanı’nı böylesine hedef gösteremez. Gösterirse buna gazetecilik değil operasyonculuk denir.

Yazıya göre Türkiye’de Kürtler yok edilmek isteniyor, yalnız o mu binlerce Kürdün öldürüldüğünü, 335 bin kişinin yerlerinden edildiğini yazıyor. Ünlü dergi, terör örgütü PKK’nın sivil, kadın ve bebek katliamlarını görmezden gelmiş. Türkiye’nin DEAŞ üyelerinin Suriye’ye geçişine izin verdiğini, DEAŞ’a karşı savaşan Amerika’nın destekleği YPG’yi hedef aldığını ifade ediliyor. Dergi, ABD’nin DEAŞ’lıların Suriye’den çıkışına göz yumması ya da terör örgütü PKK’ya verdiği binlerce TIR silahı yazmayı unutmuş.

FETÖ’CÜ SOSU

Elbette, böyle bir yazıda FETÖ’cü eksik olur mu? FETÖ elebaşı için, “Benim babam Fetulah Gülen’dir” ifadesini kullanan basketbol oyuncusu Enes Kanter örnek gösterilerek, Türk halkının Erdoğan’a karşı birleşmesi gerektiği görüşüne yer verilmiş. Yazı tıpkı 15 Temmuz öncesi gibi “Erdoğan nefreti” üzerine oturtularak, “Özgür dünya Erdoğan’a karşı ne kadar çabuk davranırsa, dünyamız o kadar güvende olacaktır. Türkiye dönüştürülmelidir” cümlesiyle bitiyor.

Bunlar olacak, beklediğim şeyler. Amerika, bir süredir FETÖ eliyle giriştiği darbe girişiminden umduğunu bulamayınca yeni bir kampanyaya başladı. Yanına, zaten hazır olan özellikle bazı Avrupa ülkelerini de alarak bu çabasını sürdürecek. Çünkü Türkiye, ABD’nin Ortadoğu politikalarının aksamasına sebep oluyor.

Rahip Brunson’u bahane ederek iki bakan hakkında yaptırım kararı alması, ardından da ekonomik yaptırımlardan söz etmesi bunun sonucu. ABD elindeki bu tür silahları da kullanacak. Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya çalışacak. Yurtiçinden kendisine “müttefik” arayacak.

Türkiye’nin, Türk halkının seçimine saygısızca davranan ABD’ye karşı sıkı durması gerekiyor. Dolar yükselişinin körüklenmesi için elinden geleni yapacaklar. Evet dolar yükselecek ve bizler çok şeyimizi kaybedeceğiz. Unutmayın dolar kuru bir gün geri gelir ama ülkeni kaybedersen geri gelmez.

İzlediğim en kötü Amerikan filmi

03 Ağustos 2018, Cuma 05:00

Son zamanlarda en çok tekrar ettiğim cümle şu: “ABD gibi dostun varsa düşmana ihtiyaç yoktur.” Sebebi basit; ABD yıllardır NATO’da müttefikimiz olan bir ülke, Türkiye ile stratejik ortak. Her konuşmada bunu hatırlatıyor.

Peki PKK kanlı bir terör örgütü mü ve Amerika PKK’yı terör örgütü olarak görüyor mu? Evet. Peki ABD, YPG’nin, terör örgütü PKK’nın Suriye kolu olduğunu bilmesine rağmen YPG’ye binlerce TIR dolusu silah veriyor mu? Evet. Türkiye’de millete ve devlete en büyük ihaneti yapan Fetulahçı Terör Örgütü’nün elebaşı nerede yaşıyor? ABD’de Pensilvanya’da.

Peki, FETÖ elebaşının 15 Temmuz darbe girişimi ile ilişkisini gösteren deliller aramızda suçluların iadesi anlaşması olan ABD’ye gönderildi mi? Evet. Amerika, adli makamları gönderilen binlerce sayfa belgenin olduğu dosyaların kapağını açtı mı? Hayır. Yani anlayacağınız Türkiye’nin düşmanı iki terör örgütü PKK ve FETÖ, Amerika tarafından kollanıp, korunuyor ve destekleniyor.

Amerika ne yapıyor? Türkiye’de savcıların açtığı ve mahkemeler tarafından iddianamesi kabul edilmiş ve casuslukla suçlanan Rahip Brunson’un serbest bırakılmaması karşısında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Adalet Bakanı Abdülhamit Gül hakkında yaptırım kararı alıyor.

Kararın gerekçesi

Sanki varmış gibi iki bakanın ABD’deki mal varlıklarını dondurma kararı alan ABD, kendi vatandaşlarının bu bakanlarla herhangi bir ekonomik ilişkiye girmesini de yasakladı. Peki gerekçesi ne? Her iki bakanın Rahip Brunson’un tutuklanmasında rol oynamalarıymış. Bu iki ismin rahip tutuklandığında Bakanlık koltuğunda oturmadıklarını hatırlatmaya gerek var mı bilmem… Kararda aynen şu ifadeler kullanılıyor:

“Bu iki bakan, Türkiye’de ciddi insan hakları ihlallerinden sorumlu olan Türk hükümetinde yönetici pozisyona sahiptir.” Oysa daha iki gün önce ABD Başkan Yardımcısı Pence, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve Türk Hükümeti’ne sesleniyorum. Amerika Başkanı adına bir mesajım var: Rahip Brunson’u serbest bırakın ya da sonuçlarıyla yüzleşmeye hazırlanın” dememiş miydi?

Pence ve ABD yönetimi durumdan Erdoğan’ı sorumlu tutarken bir anda iki bakan hakkında yaptırım karar alıyor. Baştan ayağa tutarsızlıklarla dolu saçma bir karar. En kötü Amerikan filmlerinde bile bir tutarlılık vardır. Amerikan yönetimi terör örgütü PKK’yı silahlandırıp FETÖ’yü koruyup kollarken bir de insan haklarından, demokrasiden bahsedip iki Türk bakana yaptırım uygulaması hiç bir tutarlılığı olmayan çok kötü bir Amerikan filmi gibi. Belki de bugüne kadar izlediğim en kötü Amerikan filmi.

Sincan’da CIA’cılar mı var?

01 Ağustos 2018, Çarşamba 05:00

Yurtdışına kaçan darbeci FETÖ üyesi subaylar, yalanlarla örgütün 15 Temmuz darbe girişimindeki rolünü örtmek için yoğun çaba içinde.

Daha önce de TBMM’nin F16’lerle bombalanmadığını, içeriden “El Yapımı Patlayıcı” patlatıldığını iddia edecek kadar akla ziyan yalanlar içeren rapor hazırlamışlardı. Bununla yetinmeyip Türkiye’deki tetikçilerine belgeseller ve haberler yaptırıp kanlı ellerini yıkamaya çalıştılar. Yurtiçindeki bağlantıları çökünce firari FETÖ’cüler yeni bir atağa geçti.

Başını Ethem Gürbaş, Cafer Topkaya ve Sultan Çakıroğlu gibi FETÖ’cülerin çektiği firari subaylar Almanya’da bir araya gelmiş. Türkiye aleyhinde kampanyaların arttırılması kararlaştırılmış. Toplantıda, yabancı basına röportajlar vermek, sosyal medyada karalama kampanyaları yürüterek, FETÖ ile mücadele edenleri yıpratmak ve korkutmak amaçlı algı yönetimi yapılması talimatı verilmiş. (Yeni Şafak 31.07.2018) Haberi okuyunca ciddiye almadım; “FETÖ bu ne kadar yalan söylerle söylesin önemli olan gerçekler” dedim. Ama Belçika’dan bir okurumun gönderdiği haber konu üzerinde durmak gerektiğini gösterdi. Belçika’nın “La Libre Belgique” gazetesinde hafta sonu yayınlanan haberde, sözü edilen toplantıya katılan firari FETÖ’cü subay Cafer Topkaya ile ilgili bir haber yayınlanmış.

İşkence iddialarını sordum

Topkaya’nın darbe girişiminden sonra bir twitter hesabı üzerinden FETÖ ile mücadele eden birimlere yönelik tehdit mesajları yayınladığı belirlenmişti. Yurtdışındaki görevinden Türkiye’ye çağırılan Topkaya 26 Ekim 2016’da tutuklandı. Astsubay olan erkek kardeşi de aynı gerekçeyle görevden uzaklaştırılmıştı.

Kullandığı 0 555 816 1. .. nolu telefonda Bylock çıkan Topkaya, 21 Şubat 2018’te şartlı tahliye edilmişti. Çıkar çıkmaz soluğu Almanya üzerinden Belçika’da alan FETÖ’cü Topkaya, sosyal medya üzerinden tehditler savurup duruyor.

Belçika gazetesindeki haberde Topkaya, tutuklu kaldığı Sincan cezaevinde, adını vermediği, “bir binbaşının “waterboarding”(suda boğulma hisse veren sorgulama tekniği) testine maruz kaldığını” iddia ediyor. “İşkence iddiasını” yetkililere sordum. Yetkililer ilk kez “waterboarding” iddiasını duyduklarını, darbe girişimi sonrası gözaltı sırasında kötü muamele şikayetlerinin geldiğini ama cezaevinde işkence olmadığını bugüne kadar da bu yönde de şikayetinin gelmediğini söylediler. Ben bu tür konuları takip edeceğim ama anlaşılan Topkaya ve diğer FETÖ’cüler Almanya’da yaptıkları toplantıda alınan kararları hayata geçiriyor. FETÖ’cüler, CIA’nın (Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı) yarattığı ve kullandığı “Waterboarding”yöntemi yalanı ile sahtekarlıkta yeni bir perde açıyorlar.

Yoksa Sincan’da CIA’cılar mı var!

Unutulan mağdurlar

30 Temmuz 2018, Pazartesi 05:00

M.Ş., 1993 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ne girer. Amacı vatanına bağlı bir subay olmaktır. Sınıf arkadaşı T.T., 1997 yılında, aralarında Fethullahçılar olduğunu ve isim listesi yaparak komutanlarına bildi

 

Bir önceki yazımız olan Ya Biz Ya Hiç - Muhammet Recep Arar başlıklı kitabımızda Ya Biz Ya Hiç Muhammet Recep Arar, Ya Biz Ya Hiç Muhammet Recep Arar epub indir ve Ya Biz Ya Hiç Muhammet Recep Arar epub oku hakkında bilgiler verilmektedir.

Bizlere destek olmak için Lütfen Yorum Yapınız.